Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Riyad'da Ölü Doğmuş Bir İttifak



Suudi Arabistan, temmuz ayının son günlerinde çok uluslu askerî bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı'nın ev sahipliğinde gerçekleşen bu proje, Çok Uluslu Deniz Savunma İttifakı adıyla kamuoyuna duyuruldu.

Yapılan açıklamada 51 ülkenin davet edildiği, 43 ülkenin genelkurmay başkanı ya da temsilcisinin katılım gösterdiği ifade edildi. Kurulacak ittifakın amacının ise Kızıldeniz, Bab el-Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi'nde deniz güvenliğini sağlamak olarak özetlendi.

Buraya kadar her şey güzel ve olması gereken, bir İslam ülkesinin de öncülük ettiği uluslararası ittifak diye bakabiliriz. İslam ülkelerinin birliği noktasında atılan adım şeklinde de okuyabiliriz.

Hele de aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 14 ülke genelkurmayının da bildiriye imza atarak, çok uluslu deniz savunma ittifakının hem ümmetin yararına hem yerli çıkarlarımıza uygun olacağını düşünebiliriz.

Çünkü ittifakın hedefleri arasında Kızıldeniz, Bab el-Mendeb ve Aden Körfezi'ndeki ticarî gemiler, petrol tankerleri başta olmak üzere uluslararası su yolları ve enerji tedarik yolları ile denizcilik faaliyetlerini olası tehdit ve tehlikelerden korumak olarak tanımlanıyor.

Bakışımızı ve okuma şeklimizi gözden geçirme zamanı.

Çok derin tahlil yaparak değil, bilgimizi ve bilincimizi gözden geçirmek adına sesli düşünme yoluna gidelim. Hem zamanlama olarak hem de hedeflendirme noktasında dikkate alınması gereken bir durum söz konusu.

Söz konusu ittifak, 2007 yılında başlayıp 2023'ten bu yana şiddetle devam eden Gazze ablukası dikkate alınarak mı kuruluyor? 2010 yılında yaşadığımız ve şehit verdiğimiz Mavi Marmara'nın uluslararası sularda yaşandığını unutturmamak adına mı böyle bir ittifak oluşturuluyor? 2025'te dünyanın çok farklı ülkelerinden insanların Gazze'ye yardım ulaştırmak ve Gazze'ye özgürlük sloganıyla uluslararası sularda gemilerine el konulmasına ve esir edilmesine karşı yeni sumudların önünün açılması mı hedefleniyor?

Çok derin anlamlar yüklenerek sorgulamaya ve heyecanlanmaya gerek yok. Bunların hiçbiri olmuyor, olmayacak.

Tamamen ABD ve Siyonist rejimin çıkarlarına kalkan olmayı, ABD ve Siyonist rejimin stratejilerine hizmet etmeyi hedefleyen bir amaçla kurulduğunu belirtelim. Ölü doğmuş bir ittifak olduğunu, bölge ve İslam ülkeleri adına utanç verici bir adım olduğunu da kaydedelim. İslam ülkelerini kendi iç sorunlarıyla meşgul ederek, Siyonist ve emperyalist siyasetlerin bölgedeki iz düşümü niteliğindeki bir koalisyon özelliği taşıyor.

"Husiler" diyerek Yemen'deki direnişi küçümsemek, "İran bağlantılı grup" ifadesiyle konuyu baştan ötekileştirerek itibarsızlaştırma yoluna gitmek var olan sorunların çözümü olmayacaktır. Tabii ki Yemen'de bir bölünmüşlük var. Tabii ki Yemen'in ekonomik, siyasi, sosyal sorunları bulunuyor. Var olan bu sorunları halının altına süpürerek ya da bir isim vererek görmezlikten gelmek çözüm olmayacaktır.

Suudi Arabistan ve BAE'nin işgal rejimi İsrail ile ortaklaşa Yemen'de yürüttükleri operasyonlar dikkate alınmadan Yemen'i anlamak mümkün olmayacaktır. Suudi Arabistan'ın Yemen'e yaptığı ambargoları, kuşatılmışlığı ve en son Sana Havalimanı'na yaptığı saldırıları hatırlamadan Bab el-Mendeb meselesini tek başına Riyad anlatımıyla değerlendirmiş olacağız. Yetersiz Yemen bilgilerimizi Riyad anlatımlarıyla dinlemeye, BAE gözüyle görmeye başladığımız zaman Siyonist rejimin bize göstermek istediklerini, ABD anlatımlarını duymaya çalışacağız demektir.

Siyonist rejimin bölgede yürüttüğü işgal, katliam, korsanlık, abluka siyasetleri varken konuyu Yemen'e odaklanarak ittifak oluşturmak, hem zamanlama hem de hedefler açısından ABD'nin bölgedeki kaos siyasetlerine hizmet etmekten öteye gitmeyecektir.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu ittifaktaki bu 14 ülkenin ortak diyalog grubu oluşturarak çözüm yoluna gidecek adımlar atması gerekirken, ABD ve Siyonist rejimin kaybolan prestijlerine hizmet etmekten öteye gitmeyecektir.

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda yapamadığını, Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde 14 İslam ülkesi yapmaya çalışmaktadır.

Türkiye olarak karar alıcılar, olayı yerli ve millî siyaset kapsamında değerlendirmelidir. Mavi Marmara ve Sumud Filosu olayları unutulmadan böyle bir ittifakta yer almanın haklı bir gerekçesi olmayacaktır. Mavi Marmara ve Sumud Filosu için kurulmayan ittifakın, Yemen'de ABD ve Siyonist rejim çıkarlarına hizmet niteliğinde olmasının vebali olduğu kadar, siyaset sahnesinde seçmenlere karşı verilecek bir cevabı da olmayacaktır.

Gazze'de şehitlere, orada aç ve susuz bekleyen yetimlere, evleri yıkılmış, çadırları başlarına geçirilmiş mazlumlara karşı söyleyecek bir sözümüz olmalı.

SorumluluÄŸumuzun bilincinde olmak dileÄŸiyle.

M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.