Şevket Hüner: Kertenkelenin Kuyruğu
Kertenkelelerin tehlike anında kuyruklarını bırakması, ototomi adı verilen bir savunma mekanizmasıdır. Bu işlem omurga üzerindeki belirlenmiş kırılma noktalarında gerçekleşen, kan kaybına yol açmayan kontrollü bir eylemdir. Bir avcı tarafından sıkıştırılan kertenkele, hayatta kalmak için kuyruğunu feda edebilir.
Kopan kuyruğun bir süre daha hareket etmesi, yerel sinir ağlarının tetiklediği reflekslerden kaynaklanır. Genellikle titreme veya sıçrama şeklinde görülen bu hareketler, avcının dikkatini dağıtarak kertenkeleye kaçma fırsatı tanır. Bu durum, tabiatta hayatta kalma stratejilerinin ne kadar etkileyici ve karmaşık olduğunu açıkça gösterir.
Bazı kertenkele türlerinde rejenerasyon süreciyle kaybedilen kuyruk zamanla yeniden oluşabilir. Fakat yeni kuyruk orijinaliyle aynı özelliklere sahip değildir.
İnsan, tabiattaki bu basit mekanizmayı gördüğünde hayranlık duyar. Fakat aynı mantığın insan ilişkilerine, kurumlara, organizasyonlara, örgütlere, devletlere sızmış hâlini fark ettiğinde rahatsız olmalıdır. Zira burada mesele hayatta kalmak değil, hesap vermekten kaçmaktır. Ve her kopuş aslında gerçeği erişilmez kılmayı amaçlamaktadır.
Şeytanın varlık nedeni olarak saydığı kötülük, tabiattaki en mahir savunma düzeneklerini bile taklit eden, omurgasız bir strateji bütünüdür. Bir organize kötülük zora düştüğü an en zayıf halkasını, tereddüt etmeden feda eder.Bu kopuş, dışarıdan bakıldığında bir kayıp değilmiş gibi gösterilir. Zira feda edilen hareket ediyor, hâlâ canlıymış gibi görünüyordur. Burada amaç asıl yıkıcı merkezin karanlığa süzülüp kaçmasını sağlayan bir illüzyona yataklık etmektir.
Şeytani bir organizasyon düşünün, gücünü birbirine görünmez bağlarla bağlı parçalarından alıyor. Her parça, bütüne ait olduğunu inkâr edebilecek kadar bağımsız, ama gerektiğinde bütünü koruyacak kadar da birbirine bağlı. İşler yolunda giderken herkes gövdenin bir uzvu olmaktan gurur duyuyor. Ama ilk ciddi sınavda, ilk riskte, ilk hesap verme ihtimalinde birdenbire kuyruklar feda ediliyor.
Kertenkelenin kuyruğu, örgütlü kötülükte planlı bir propaganda diline dönüşür. Feda edilenlerin hala buradayız, hala canlıyız çığlığı, asıl merkezin içine düştüğü acziyeti örtbas etme çabasıdır. Bu söylem, bir güç gösterisinden çok, can havliyle atılmış bir yalanın yankısıdır. Kopmuş bir uzvun yaşaması nasıl imkansızsa, feda edilen bir yapının kendi başına hüküm sürmesi de o denli gerçek dışıdır.
İzleyeni yanıltan bu sahte canlılık, son bir refleks değil, önceden gerçeğin üzerini örtmek için planlanmış senaryonun bir parçasıdır. Canlı kalan şey hakikat değil, sistemin kendini yeniden üretme becerisidir. Kuyruğun kopması sayesinde yapı, kendi içindeki çürümeyi görünmez kılar. İnsanlar, feda edilenle oyalanırken, geride kalan örgütlenmenin aynı kalıp kalmadığını sorgulamaz. Hatta çoğu zaman o teşkilatın hâlâ orada olup olmadığı bile fark edilmez.
Geriye kalansa, feda edilenlerin cezalandırıldığı bir kalabalık ve ardında kaybolmuş bir bütünlük iddiasıdır. En büyük yanılsama, kopanın kayıp, devam eden organizasyonun da masum sanılmasıdır. Oysa ne kopan gerçekten kopmuştur ne de kalan gerçekten masumdur. Sadece dikkatimiz, ustaca oynanan bir oyunun içinde yön değiştirmiştir.
Gündemi değiştiren kıpırdayan kuyruk ise, bütün dikkatleri üstüne çeker, tartışılır, skandal üzerine yıkılır. Bu sırada organize kötülük ise çoktan başka bir yerde, başka bir isimle, başka bir örgütlenme biçimiyle yeni bir başlangıca yönelmiştir.Kötülük organizasyonu, bu oyalama stratejisini bir zafer gibi pazarlarken, aslında kendi sonlarını biraz daha geciktirmekten başka bir şeye kadir değildir.
Kuran’a göre ÅŸeytanın kandırarak kurduÄŸu kötülük organizasyonlarını ortada bırakıp kaçışı, onun en sinsi stratejisidir. O, kötülüğü sistemleÅŸtirmek için insanları bir araya getirerek hileli bir düzen kurar, çıkar iliÅŸkileriyle beslenen bir aÄŸ örer. Ancak bu düzenin sonuçlarıyla yüzleÅŸme vakti geldiÄŸinde, ÅŸeytan hiçbir sorumluluk üstlenmeden ortadan kaybolur. Arkasında bıraktığı topluluk, kendi elleriyle ördüğü tuzağın içinde birbirine düşer, suçun ve piÅŸmanlığın yükünü tek başına taşımak zorunda kalır. Böylece ÅŸeytan hem kötülüğü örgütleyip yaymış hem de sonuçlarını sahiplenmeden kaçmış olur. Bu kaçış, onun en büyük hilesi olarak insanı hüsranın, yalnızlığın ve vicdan azabının ortasında bırakır.
Şevket Hüner / 8 Zilkade 1447

Henüz yorum yapılmamış.