Sosyal Medya

Veysel Ocak: Haritalar Gerçek Öyküyü Anlatır



Batılılar tarafından Ortadoğu olarak tanımlanan bölge, tarihin başlangıç noktasıdır. Bu nedenle neredeyse bütün medeniyetler buradan neşet etmiş, insanlığın gelişmesine ve gelişmişliğine bu coğrafya pilot bölge olmuştur. Bölge, kültür yapıcı fıtratını kaybetmesiyle misyonunu da kaybetmiş, dolayısıyla her şeyini yitirmiştir. Şimdi her şeyini kaybetmiş, her şeye sahip olan ama neye sahip olduğunun farkında olmayan, sömürgeleşmiş toplumların yaşadığı bir coğrafyaya dönmüş durumdadır.

*. Bugün ilahi senaryo bölgeyi, yeniden insanlığın kaderini üstlenmeye zorlamaktadır. Meseleye yalnızca dünyada yaşanan ekonomik sarsılmalar üzerinden bakılması bile bölgenin, dünyanın geleceğinde neredeyse tek söz sahibi bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bunu görmemek, körlükten öte ilahi senaryonun aydınlık çağrısına karşı hakikati örtmek, gizlemek ve hakikatin destekçisi olmamak anlamına gelmektedir. Bölgenin; dünyanın varoluş parametrelerini oluşturan unsurların taşınmasında adeta doğu ile batıyı birbirine bağlayan stratejik bir konumda var edilmesi, bizi kaderimize sahip çıkmaya çağırmakta, hatta zorlamaktadır. Bölgenin dünyanın enerji havzası konumunda olmasının ötesinde, dünyanın geleceğini şekillendirecek değerli madenlerin de bu havzada bulunduğunun anlaşılması ve enerji kaynaklarının transferinde hava, deniz ile kara taşımacılığının her boyutunda kilit ve kavşak pozisyonunda yer alması; bölge halklarının bilinç haline getirmesi gereken hayati bir jeostratejik sorumluluktur. İlahi senaryo, insanlığın geleceğine dair maddi ve manevi dirilişin yeniden merkezi olma sorumluluğunu bölgeye yüklemiş durumdadır.

*. Batı bu coğrafyanın stratejik önemini sanayi devrimi ile birlikte kavramış ve bölgeye dair politikalarını o dönemden itibaren buna göre şekillendirmiştir. Dünya hâkimiyetini hedefleyen her ülke; İngiltere, ABD, Fransa ve diğerleri, Ortadoğu'da kurulacak hâkimiyeti planlayabilme kapasitesi oranında bu hedefin gerçekleşeceğini bilmekte ve bu nedenle Ortadoğu politikasını birincil politika haline getirmektedir.

Batı, bölgede oluşacak iktidarlar ile bölge halkında yaşanması gereken dönüşümler üzerine stratejisini kurmuş; bu iki parametre olan iktidar ve halk üzerindeki etki aracılığıyla bölgeye hâkim olmayı planlamıştır. Sömürgecilik döneminin ardından bölgeye özgü biçimde ortaya çıkan ya da çıkarılan devlet ve iktidar yapılarının halkıyla uyumsuzluğu, bu stratejinin temel paradigmasının başarıya ulaştığını göstermektedir. Bu devletlerin ve iktidarların benimsediği politikanın, sömürgecilerin bölgede istedikleri jeopolitik koşulları hazırlamaya yönelik olması, bugün yaşadığımız zulmün temellerini oluşturmaktadır. Bu çelişkiyi göremez hale gelmemiz nedeniyle ilahi senaryo, gözümüzdeki perdeyi dramatik olaylarla kaldırarak bir uyanış ve diriliş başlatmakta, bizi sorumluluk almaya davet etmektedir.

Unutmamızın mümkün olmadığı Gazze soykırımında bölge iktidarlarının soysuzluğu; iktidarlarla bölge halkı arasındaki ihanet artık görmezden gelinemeyecek kadar açık biçimde üzerimize kan olarak sıçramıştır. Bu çelişkiler hem bölge içinde yaşanan bunalımların hem de ulusal ölçekteki sorunların temel kaynağıdır.

Bugün ABD-İsrail işgalciliğine karşı İran'ın yürüttüğü mücadele ve bu mücadeledeki stratejisi, bölge jeopolitiğiyle tam örtüşmekte ve bölge jeopolitiğinin dirilişine somut bir örnek teşkil etmektedir.

Fernand Braudel, Akdeniz adlı eserinde haritaları ve coÄŸrafyayı tarihsel anlatının merkezine koyarak coÄŸrafi yapının insanlık tarihini nasıl ÅŸekillendirdiÄŸini ortaya koyan özgün bir tarihçidir. Annales Okulu'nun temsilcisi olarak haritalar üzerinden coÄŸrafi çevre, ekonomi ve toplumsal yapıların etkileÅŸimini analiz etmiÅŸ (bkz. İnternet) ve bu baÄŸlamda bölge halklarına diriliÅŸin dinamiklerini göstermiÅŸtir diyebiliriz.

Braudel, Medeniyetler Tarihi adlı eserinde coÄŸrafyanın medeniyet oluÅŸumunda asli bir unsur olduÄŸunu vurgular ve "Haritalar Gerçek Öyküyü Anlatır" ÅŸeklinde bir tez ortaya koyar. (bkz. Stratejik Derinlik, Ahmet DavutoÄŸlu, Küre Yay., s. 97)

***. Bölge ülkeleri, buradaki kaynakları küresel sermayeye karşı bir silah olarak kullanarak emperyalizme ve yeni sisteme karşı direnişi başlatabilir; bu zihniyeti kavrayan aklı toplumsal bir düşünce ve akıl haline getirerek içeride devşirilmiş iktidarlara karşı mücadele açabilir ve batının Ortadoğu'ya yönelik stratejisini etkisiz hale getirebilir, getirmelidir.

Bu coğrafyanın halkı, söz konusu mücadeleyi başlatarak diğer mazlum halklara zalimlere karşı verilen savaşta örnek ve önder olması gerektiğini anlamalıdır; bu, coğrafyanın kendisine yüklediği bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu kavramak, bölgeye dair ilahi yasayı anlamak demektir. Allah, bölgenin jeopolitik yapısını avantaja dönüştürecek koşulları oluşturarak bölge halkına tarihin başlangıcındaki çağrısını yinelemektedir. Bu çağrı yalnızca bölgenin değil, dünyanın kaderini bölge üzerinden belirleme çağrısıdır.

*. Dikkatli bir gözle bakılmasa dahi bölgenin dünyanın yönelişinin merkezinde yer aldığını fark etmemek güçtür. İşte bu dönüştürücü imkânlardan dolayı bölge toplumları, kendi coğrafi konumlarını batıya karşı bir avantaja dönüştürecek ve kendilerini eksen alan stratejik düşünce biçimini toplumu inşa eden bir fikriyata dönüştürmek zorundadır. Sosyoloji bunu bölge toplumlarına dayatmaktadır. Batı dışındaki toplumların yeni küresel sistemdeki rolleri, bu düşüncenin inşasına bağlı olarak şekillenecektir. Bu gerçekleştirilemedikçe edilgenlikten kurtulmak mümkün değildir.

Tarihin sosyolojisi, bölge toplumlarına coğrafyanın ilahi bahşini kullanarak batıya artık zulmünün faturasını çıkaracak bir yürüyüşü başlatabileceğini göstermektedir. Oyun kurucular bu bölgenin zenginliklerini kullanarak oluşturdukları güçlerini, bölgenin stratejik potansiyellerini silaha dönüştürerek sonlandırmanın vakti gelmiş, hatta geçmektedir; Hürmüz Boğazı stratejisi bunun en somut örneğidir.

Bölge toplumları, öncelikle kendi gücünün farkında olmaktan da öte potansiyelini yıkıcı bir güce dönüştürme düşüncesini toplumu inşa eden bir fikir haline getirmeyi başarmalıdır. Örneğin petrolün dünya için taşıdığı anlam ve para ile altın üzerindeki belirleyici gücü, bölge ülkeleri tarafından kendi lehlerine kullanılamamaktadır; üstelik bunu düşünmek bile akledilememektedir. Dünyanın son yüzyıla kadar süren petrol merkezli ekonomisinde nasıl bir güç olunabileceğini tasavvur edemeyenler ya da bu tasavvurun toplumsal zemin kazanmasını engelleyen devşirme iktidarlar aracılığıyla bu imkânlar bölge halkına değil batıya sunulmuş, onların zenginliğine zenginlik katmıştır. Toplumsal ekonomide bu kaynakların getirisi neredeyse hiç toplum yararına kullanılmamış, halk bu imkânlardan yararlanamamıştır. Bugün teknolojik ve enerji havzaları üzerinden yürütülen savaşlar yeni stratejik konumların ortaya çıkmasına zemin hazırlamış ve güç unsurlarının yeniden tanımlanmasını kaçınılmaz kılmıştır. Güç unsurlarının merkezi olarak Ortadoğu, yeniden tarih sahnesine çıkmıştır. Dünyanın kaderi bölgenin kaderine bağımlı hale gelmiştir. Bölge toplumları; coğrafyanın kaynakları ve stratejik konumu göz önüne alındığında dünya ticari hinterlandının tüm ağlarının merkezini oluşturdukları için bu imkânlarını batıya karşı bir silah olarak kullandıklarında, batının bu toprakların kaynaklarıyla oluşturduğu görkemli yaşam düzenini yerle bir edecek bir güce sahip olduklarını anlamaları gerekmektedir. Bu gücün en küçük işaretinin bile gösterilmesiyle kibir abidesi Batılı tiplerin nasıl köpekleştiği, onurlu bir duruş sergilendiğinde zalimlerin hiç de olağanüstü olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Yeni dünya sisteminde coğrafyanın güç paradigmasındaki en etkin parametrelerden biri olduğu, son yaşanan savaşta İran'ın stratejisiyle kanıtlanmıştır. Bu parametreyi etkin biçimde kullanan her toplum, coğrafya gerçeğiyle tarih sahnesindeki rolünü yeniden belirleme imkânına kavuşmuştur. Bu imkân, her ülkenin ve toplumun jeopolitik aklını yeniden inşa etmesiyle mümkün olacaktır.

Ortadoğu coğrafyasını anlamlı bir bütünlük içinde okuyan toplumlar; potansiyellerinin farkına vararak ve bu potansiyeli bir güce dönüştürerek öncelikle jeostratejik düşüncelerle jeopolitik alanlar oluşturacak, ardından yeni dünyada jeoekonomik güç dengesi kurmayı başardıklarında batı eksenli tarih ve medeniyet yön değiştirecektir.

Coğrafya bize, altı yüzyıl önce vadettiğini bugün de vaat ediyor.

Selam ve Dua ile

Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.