Sosyal Medya

Mehmet Beyhan: Hiper Gücün Kırılma Anları



Tarih bazen yavaş ilerler, dengeler ağır ağır değişir ve güçler yer değiştirir. Ama bazı anlar vardır ki, bütün bir düzen sessizce çözülür ve bir sabah artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı anlaşılır. Bugün dünya da olup bitenler tam da böyledir. Zira kuralları koyanların, bizzat kendileri o kurallara uymuyor. Tıpkı Mekke müşriklerinin kendi elleriyle, helvadan yaptıkları putları yemeleri gibi...

BilindiÄŸi gibi, BirleÅŸmiÅŸ Milletler sistemi İkinci Dünya SavaÅŸ’ından sonra kurulmuÅŸtu. Siyasi olarak ikiye bölünmüş dünyanın bir tarafında NATO, karşısında VarÅŸova Paktı vardı. SoÄŸuk SavaÅŸ dönemi olarak bilinen dönem, kusurlu iÅŸlese de bir denge üretmiÅŸti. Bu denge adaletten çok istikrar saÄŸlıyordu. Ancak Sovyetler BirliÄŸi’nin dağılmasıyla bu yapı çöktü ve dünya hızla tek kutuplu bir düzene sürüklendi.

Tarihin ÅŸaÅŸmaz kuralı deÄŸiÅŸmedi. Güç, ABD’nin lehine yoÄŸunlaÅŸtıkça denge bozuldu. Böylece ABD, artık yalnızca bir süper güç deÄŸil, ‘’hiper güç’’ olarak tanımlandı. NATO, DoÄŸu’ya doÄŸru geniÅŸledi ve Rusya’yı sistemin dışına itti. Aslında bu, sadece bir geniÅŸleme deÄŸil, bir dışlama stratejisiydi. Putin’in 2007 Münih Güvenlik Konferans’ında yaptığı sert konuÅŸma, birikmiÅŸ bir gerilimin dışa yansımasıydı.

Akabinde Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, Kırım’ın ilhakı ve nihayet 2022’de Ukrayna savaşı bu gerilimin somut yansımalarıydı. Ancak bu süreç yalnızca Rusya’nın revizyonist hamleleriyle açıklanamaz. Bu aynı zamanda Batı’nın Rusya’yı dışlama stratejisinin de bir sonucuydu. Çünkü güç, sınırlarını test etmeden geri çekilmez. Zira sınırlarını yanlış okuyan bir güç, kendi krizini üretir.

Benzer bir tutum ABD’nin OrtadoÄŸu politikalarında da görüldü. Mesela, 2003’te Irak’a saldırması uluslararası hukukun tartışmalı bir yorumuna dayanıyordu ve bölgeyi istikrarsızlığa sürükledi. Daha da önemlisi, Washington’da tehlikeli bir algı oluÅŸtu: ‘’Askerî güçle istediÄŸimiz her ÅŸeyi yaparız.’’ Hâlbuki Irak’tan Afganistan’a uzanan süreç, bunun tam tersini gösterdi. Nitekim 2021’de Afganistan’dan çekilmesi bir tercih deÄŸil, ÅŸartların dayattığı bir zorunluluktu ve ABD için büyük bir güven kaybına neden oldu.

Zira yirmi yıl süren bir savaşın sonunda ortaya çıkan görüntü, ABD, Afganistan’dan yangından kaçar gibi kaçmıştı. Artık mesele sadece güç deÄŸil, bir güven meselesiydi. Bugün gelinen nokta itibariyle baktığımızda, İsrail’in peÅŸine takılan Trump yönetiminin İran’a saldırmasıyla, bu hatalar zincirinin yeni bir halkasını daha görüyoruz. Burada tuhaf olan durum da bu savaşın siyasi hedefi net olmaması.

Daha da önemlisi, İran’ın bölgesel kapasitesinin ve özellikle de Hürmüz BoÄŸaz’ı üzerindeki etkisinin yeterince hesap edilmediÄŸi görülmektedir. Bu ve buna benzer kararlar, sadece sahadaki dengeleri deÄŸil, sistemin bütününü etkiler. Çünkü uluslararası düzen, sadece güç iliÅŸkilerinden deÄŸil, aynı zamanda güvenilirlikten beslenir. Bugün Amerika için en hızlı eriyen ÅŸey, güç deÄŸil, güvenilirliktir. Artık küresel sistemde ittifaklar daha kırılgan, hesaplar daha kısa vadeli hâle geliyor.

Amerika’nın başını çektiÄŸi uluslararası sistem artık çözülmeye baÅŸlamıştır. Tarihte büyük güçler çoÄŸu zaman dışarıdan deÄŸil, olayları doÄŸru okuyamadıkları için içeriden yıkılmışlardır. Amerika’nın öncülüğünde kurulan BM sisteminin kurallarını bizzat kendisi ihlal ederek, kendi meÅŸruiyet zeminini aşındırmaktadır. MeÅŸruiyetini kaybedince eninde sonunda gücünü de kaybedecektir. Bu bir çöküş deÄŸil, bu, bir hiper gücün daha derinden devam eden kırılma anıdır.

Burada asıl sorulması gereken sorular şunlardır: Tarih yeniden yön değiştirirken biz sadece izleyen mi olacağız? Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerin alternatif bir gelecek inşa edebilecek hazırlıkları var mı? Çin aynı güce ulaştığında, değişen şey gerçekten düzen mi olacak, yoksa sadece gücün sahibi mi değişecek?

Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.