Şevket Hüner: Tuğlaların Üzerindeki Adam
Ahmet Sarıoğlu Hocamın 1962 yılında çekilmiş bir fotoğrafını görmek heyecan vericiydi. Tuğlaların üzerinde verdiği bu pozda daha ömrünün baharında bir gençti. İkinci Dünya Savaşı sırasında doğan ve 1960 darbesi esnasında askerlik yapan bu gencin yüzü ümit dolu ve her zamanki gibi dik duruşluydu.
Bu fotoÄŸrafı çeken hemÅŸerisi ve Kuran kursundan arkadaşı Adil Sarmusak idi. Sahaflar çarşısındaki en büyük dükkânın sahibi bu zatı görmeye gittiÄŸimde ona tavan arasındaki küçük odasında bir müşterisine çerçeveli bir hat tablosu satmak üzereyken rastladım. İsmini verdiÄŸimde ise hali deÄŸiÅŸti, mahzunlaÅŸtı ve müşterisini gönderip koltuÄŸuna çöktü kaldı. “Ah Ahmet ah!” diye iç geçirdi. “Onun iÅŸi okumak, okumak, okumak, idi. Kitabı bitirmeden bırakmazdı. OkuduÄŸunu da adeta zihnine kazırdı” sözlerine hayret etmiÅŸtim. Zira bir kitapçı için böyle okura rast gelmek bulunmaz bir nimet olmalıydı.
FotoÄŸrafın hikâyesini sorduÄŸumda gözleri yaÅŸardı. Anlaşılan o da öyle bir arkadaÅŸa bir daha rast gelmemiÅŸti. “Sarıyer’de bahriye askeriydim. Çarşı iznimde onun çalıştığı Eyüp SilahtaraÄŸa’daki AteÅŸ TuÄŸla fabrikasına gitmiÅŸtim. Görüştükten sonra onun fotoÄŸrafını çekmek istedim ve tuÄŸlaların üzerine çıkmasını söyledim. Ayrılırken sen asker adamsın lazım olur diyerek cebindeki paranın tamamını bana verdi. Beden gücüyle kazandığı yevmiyelerin hepsini vermiÅŸti.” Sonra iç geçirdi ve duraksadı… “Paraya hiç önem vermezdi. Öğrencilerine kitap almaya geldiÄŸinde ona indirim yapar ve onun para kazanmasını isterdim. Ama o “öğrencilerden para mı kazanılır mı?” der, aldığı fiyattan onlara verir, parası olmayandan ise bir bedel istemezdi.” Bir süre sustu ve gözleri derinlere daldı gitti. Biraz önce edeceÄŸi kâr nedeniyle gözleri çakmak çakmak olan o ihtiyar, Ahmet SarıoÄŸlu’nun ismini duyunca oturduÄŸu yere çakılıp kalmıştı…
Balkanlardan gelmiÅŸ Müslüman öğrencilerin yararına düzenlenmiÅŸ bir yemeÄŸe iÅŸtirak etmiÅŸtim. Masada hoca nedeniyle tanıdığım arkadaÅŸlarımla sohbet ediyordum. Ahmet SarıoÄŸlu’ndan söz açıldığında öğrencisi Åževket Kalkan masadan kalktı ve Arnavut öğrencilerin masasına oturdu. Bunun nedenini sorduÄŸumda “Hocadan bahsedince düşündüm. O burada olsaydı bu öğrencilerle ilgilenirdi” demiÅŸti.
Bir Ramazan akÅŸamında Mustafa Kutlu ile sohbet ediyorduk. Ondan üstadı Nurettin Topçu’dan bahsetmesini istediÄŸimizde “Nurettin Topçu'yu anlamak çok zordur. Tam olarak anlayabildiÄŸimi iddia edemem. Ama ÅŸunu kesin diyebilirim: Bende müspet gördükleriniz onun üzerimde bıraktığı izlerdir.”
Ülkemizde birçok Müslümanın yetiÅŸmesinde dava adamlarının, üstatların büyük katkıları olmuÅŸtur. Bundan dolayı onların müntesipleri farklı vesilelerle üstatlarını anarlar. Aslında bu anışlar kiÅŸinin yönelimini gösterir. Kimi kendinden bahsetmek için anar görünür. Kimine onun üzerinden kurulan organizasyonun devamı için anmak mecburidir. Kimi onun ÅŸefaatiyle tüm kirlerinden kurtulmak için anmak zorundadır. Kiminin anışı onu bir teze veya doktoraya konu yaparak akademik unvan kazandırır. Kimi de onu andığı zaman üzerinde oluÅŸan müspet tesirin gereÄŸini yapar yani hayra yönelir…
Velhasıl dostlar 43 yıllık hayatında kimsenin desteÄŸi olmadan dik durmayı beceren Ahmet SarıoÄŸlu hoca, çevresindekilerin daha iyi birer mümin olması için, kazancını, ilmini, irfanını sonuna dek seferber etti. Kimsenin omuz vermediÄŸi bu er kiÅŸi, “oku” emrinin gereÄŸi olarak çevresindekilere mukayyet olmayı dinin bir emri saydı. Biz ise çeÅŸitli hesaplar peÅŸinde ancak onun bizden yüksekte durduÄŸu yerdeki fotoÄŸrafını çekebildik. Sonra da o fotoÄŸrafa bakıp onu anmayı bir iÅŸ sandık…
Şevket HÜNER

Henüz yorum yapılmamış.