Uzmanlar Gazze’nin yeniden şekillendirilmesinin taşıdığı riskler konusunda uyardı
Bazı uzmanlar, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasına rağmen, Gazze Şeridi’nin kasıtlı biçimde yeniden şekillendirilmesi ve insani yardımların bir baskı aracı olarak kullanılmasıyla karakterize edilen, “daha sakin ama belki de daha tehlikeli” olarak nitelendirdikleri yeni bir aşamanın oluştuğu konusunda uyarıda bulundu.
Bu değerlendirmeler, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Euro-Med) “Gazze’nin Sessizce Yeniden Şekillendirilmesi: ABD Destekli Planlar ve İnsani, Hukuki ve Siyasi Sonuçları” başlıklı çevrim içi seminerinde dile getirildi. Seminerde, ateşkes anlaşmasının ardından Gazze Şeridi’nde soykırımın sürmesi ile insani ve hak temelli koşulların kötüleşmesi ele alındı.
Seminere hukuk, siyaset ve medya alanlarından çeşitli uzmanlar katıldı. Katılımcılar arasında Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü Medya ve İletişim Sorumlusu Meha el-Hüseyni, siyaset bilimci ve Holokost çalışmaları uzmanı Prof. Norman Finkelstein ile Filistinli-Kanadalı avukat Dr. Diyana Buttu yer aldı.
El-Hüseyni, Gazze Şeridi’nden aktardığı saha tanıklığında mevcut durumu “sessiz ve son derece yavaş ilerleyen bir soykırım” olarak nitelendirdi. Bu sürecin artık yalnızca bombardımanla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda tehlikeli yapısal değişiklikleri de içerdiğini belirtti.
“Sarı Hat” olarak bilinen ve Gazze Şeridi’ni ikiye bölen hat boyunca tampon bölgenin genişletildiğine dikkat çeken el-Hüseyni, bu hat uyarınca İsrail’in doğusundaki tüm toprakları kontrol ettiğini ve bunun Gazze’nin toplam yüzölçümünün yarısından fazlasını oluşturduğunu ifade etti. “Gazze’nin gün be gün parçalandığına tanık oluyoruz. Ateşkes yürürlükteyken evlerimiz nasıl bombalanıyor ve ardından ‘yeşil bölge’ olarak adlandırılan alana nasıl dahil ediliyor?” dedi.
El-Hüseyni, ateşkes anlaşmasına göre “Sarı Hat”tın sabit kalması gerektiğini ancak hattın Filistin yerleşim bölgeleri içine 1,5 kilometre ilerlediğini, bunun da ek mahallelerin ilhakına ve birçok ailenin zorla yerinden edilmesine yol açtığını vurguladı.
Gazze’ye dönmek isteyen Filistinlilerin maruz kaldığı ihlallere de değinen el-Hüseyni, örgütün ekibinin Refah Sınır Kapısı üzerinden geçişine izin verilen ilk gruplar arasında yer alan kadınlarla görüştüğünü ve “göz bağlama, darp ve saatler süren sorgulama” gibi ihlalleri belgelediğini aktardı.
Ayrıca bir İsrailli subayın geri dönen kadınlardan birine “İstersen aileni Mısır’a getirebilirim” dediğini belirten el-Hüseyni, bu tür uygulamaların yurt dışındaki Filistinlileri korkutmayı ve geri dönmekten vazgeçirmeyi amaçladığını, bunun da fiilî zorunlu göçü pekiştirdiğini ifade etti.
Prof. Norman Finkelstein ise yaptığı değerlendirmede, son ABD ve BM kararlarının fiilen Gazze’nin kontrolünü Amerikan yönetimine verdiğini savundu. “Gazze, Donald Trump’ın mülkü haline geldi… Tapu belgesi onun elinde” diyen Finkelstein, yeni kurulan “Barış Konseyi”nin bu kontrol üzerinde herhangi bir iç ya da dış sınırlama getirmediğini ileri sürdü.
Finkelstein, İsrail’in uzun vadeli hedeflerini değiştirdiği yönündeki iddiaları reddederek amacın hâlâ “Gazze’yi boşaltmak ve etnik temizlik gerçekleştirmek” olduğunu söyledi. Gazze’deki devasa fiziksel yıkıma dikkat çekerek, 60 milyon ton moloz bulunduğuna ve toprakların zehirli maddeler ile patlamamış mühimmatla kirlendiğine dair raporlara atıfta bulundu.
Dr. Diyana Buttu ise küresel hukuk sisteminin çöküşünden söz ederek, ABD destekli planı “Trump planı adı altında yeniden sunulan bir İsrail planı” olarak nitelendirdi. Planın İsrail’e desteği sürdürürken Filistinlilere ağır yükümlülükler getirdiğini belirtti. Uluslararası toplumun “sömürgeciliği sona erdirme sürecinden yeniden sömürgeleştirmeye doğru geri gittiğini” ifade etti.
Buttu, İsrail’in insani yardımları bir silah olarak kullandığını, Gazze’ye giren her lokma gıda üzerinde kontrol sağladığını ve yardım kuruluşlarını, İsrailli askerlerin hesap vermesini destekleyen ya da İsrail’i “Yahudi ve demokratik bir devlet” olarak tanımayı reddeden personelin çalışmasını engelleyen yeni kurallara uymaya zorladığını söyledi.
“Buttu, ‘İsrail’in Yahudi ve demokratik bir devlet olduğunu kabul etmenin Gazze’deki Filistinlilere yiyecek ulaştırmak ya da İsrail bombaları nedeniyle uzuvlarını kaybeden çocuklara protez sağlamakla ne ilgisi var?’ diye sordu ve bu uygulamaları soykırımın tanıklarını susturma girişimi olarak değerlendirdi.
Seminere konuşmacı olarak katılması planlanan Gazze Belediye Başkanı Dr. Yahya es-Serrac ise Gazze’deki tam internet kesintisi nedeniyle etkinliğe katılamadı. Oturum yöneticisi, yokluğunun “tesadüfi olmadığını”, bunun Gazze’de sivil yaşamın her alanını etkileyen bir gerçeği yansıttığını ve halkın sesini duyurma imkânından dahi mahrum bırakıldığını belirtti.
Seminer, Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Gazze’deki “sessiz soykırımı” belgeleme ve İsrail’in hesap vermesini sağlamak ile Filistin halkının tüm haklarının iadesi için uluslararası topluma ve etkili uluslararası aktörlere baskı yapma yönündeki taahhüdü çerçevesinde gerçekleştirildi.
Filistin Enformasyon Merkezi

Henüz yorum yapılmamış.