Ahmet Mercan: Elimizdeki Kitaptan 'Yoksun'uz
Bütüncül güçlü bir teorinin, nasıl zelil pratikle temsil edildiği üzerinde durmak, çözümün yönüne ait fikir edinme imkânı sağlayabilir.
İnsanı bütün umdeleri ile ihata eden İslâm’ın temsilinde yaÅŸanan süreç, bir yetimlik bahsi olarak ele alınabilir.
On yedinci yüzyılda başlayan gerileme sürecinin birinci dünya savaşı ile parçalanan bedenle, ezilmiş, sindirilmiş olarak talana açık hale geldi. Yerli ve yabancı, çift cendereli dayatmalardan geçmenin belirgin ifadesi, halifesiz kalmakla simgelenebilir. Parçalanmış bedende ortaya çıkan öze dönüş hareketleri, kendilerini batıya öykünen modern bir algı içinde var etme çabasıyla sınırlı kaldılar. İkili bir yapının varlığına işaret eden dayatma, akış içinde inanç ile eylem arasında uzak ara bir mesafe oluştu.
İmanı Kitap düzenlerken fiili seküler dayatma üstlendi. İslâm toplumunun doğal seyirle, sivil bir duruşla önderlik misyonunu yürüten âlim profili, açılan makasla boşluğa düştü. Ortaya çıkan aydın tipolojisi, başka kültüre ait temsiliyetle, dünyadan yana formatlanmış duruşa sahipti. Aydın sınıfı söz söylemekle, fikir beyan etmekle görevini tamamladığını düşünen yapısıyla, içeriksiz ve sorumsuz, iğreti bir konuma haizdi. Aydın ortaya çıktığı kültürün temsilcisi olarak, temsiliyetini oluşturuduğu zihin dünyasına toplumu entegre etme rolünü üstlenmekteydi. Alim konumu itibariyle İslam dünyasına ait profil olarak, kendini bilmenin sorumluluğuyla peygamberin varisi durumundadır. Kitabı, modeli olan ulema, bilgiyi eylemle ve eylemlerin sonuçlarıyla düşünme durumundadır. Bilenle bilmeyenin bir olmayacağı vurgusu (Zümer 39/9) bilgiyi hikmete taşıyan eylemi ve sonuçlarını ihata eder.
Âlim ayağına gidilerek fetva istenen, siyasetten uzak, parçalı bilgiyle hareket etme durumuna, bilginin akademyaya has görülmesiyle düştü. Akademik bilgi, kendi disiplini içinde hâsıl olmayan farklı yöntemleri dikkate almıyor. Bilginin ideolojik ön yargılarla yürümesinin imkânı olan bu durum, ilahiyat bahsi ile pek çok İslâm ülkesinde yankı buldu.
Önderlik pozisyonundan bilirkişi durumuna indirgenen âlim, içinde yaşadığı toplumun memuru haline geldi. Peygamberin varisi durumundaki âlim, her şeyden sorumlu olduğunu daha ilim tahsil ederken bir bilinç olarak elde eder. Önünde duran sorunlarla yetinmez, yaklaşmakta olan tehlikeyi de sezer ve toplumunu uyarır. Âlim bu haliyle bilgiyi aktarmakla yetinmez, onu hayat haline getirme sorumluluğunu üstlenir. Âlimin ortaya koyacağı çözümün içinde kendi de vardır. Onu aydından ayıran önemli özelliklerden biri budur. Söyleyen değil yapan, sonuçlarına katlanan, sorumluluk duygusunu devretmeyen insandır.
Âlimin yetiÅŸme pozisyonu, diploma veya yetiÅŸtiÄŸi disiplinle ölçülmez. Âlim öngörülerine olan sadakati, sorumluluk duygusu ve ahlakıyla önderliÄŸini doÄŸal bir akışta tebarüz ettirir. Kur’ân Allah’tan en çok bu âlimlerin korktuÄŸunu söyler. (Fâtır, 35/28) Âlimi bir kararda bırakmayan, körelmesine izin vermeyen iÅŸte bu korku ve peygamber varisi olma idealidir. Ayrı bir sınıf deÄŸildir ulema. Bilgisi ve sorumlu tavrı ile kabul gören, hiç kimseye bir belge ibra etme zorunluluÄŸu olmayan âlim, bilgisini hayra dönüştürerek insanlık için uyarıcı ve müjdeci bir konumda sarf eder.
Her âlim aynı zamanda bir yönetici becerisine ve maslahata hâkim bir dile sahip olmalıdır. “Onların iÅŸleri istiÅŸare iledir” (Şûrâ 42/38) vurgusu ve “Sizden olan emir sahiplerine itaat” çaÄŸrısı (Nisâ, 4/59) hep iki taraflı düşünülmeyi gerekli kılar. BaÅŸka bir ifadeyle, bizden olan emir sahibine Hz. Ömer’e hesap sorulduÄŸu gibi hesap sorabilecek miyiz? Åžurayı iÅŸlevsel kılıyor mu? O emir sahibi idaresindeki insanı ÅŸerefli bir varlık olarak görüyor mu? Öte yandan döndüğümüzde, o emir sahibini ortaya çıkaracak toplumun özelliklerinde bu söylenenler gözlemlenebiliyor mu? YokuÅŸu aÅŸabiliyor mu varlıklı olanlar? (Beled, 90/12) Sabrı var mı yoksulların? GüvenliÄŸin büyük bir oranı kalple ve vicdanla saÄŸlanabiliyor mu? Sorular çoÄŸaltılabilir.
Bütün bunların inancımızda yer aldığı, ama hayatta hissedilir oranda yer almadığı malumdur. Bu durum, başta söylediğimiz gibi Kitabın hayatileşememesi sorunudur. İnançla eylemin iki yakasının bir araya gelememesidir. Yetimliğimiz, elimizdeki kitaptan mahrum oluşumuzdandır.
Ahmet Mercan
Not: Bu makale, “İnsanı Geri Çağırmak” adlı eserden iktibas edilmiÅŸtir.

Henüz yorum yapılmamış.