Sosyal Medya

Veysel Tepeli: Devlet Aklı Kürt Meselesinde Niçin U Dönüşü Yaptı?



Dünya büyük bir sancının eşiğinde. Nüfus hızla artarken, kaynaklar aynı hızla tükeniyor.

Gelecek kaygısı, küresel güçlerin nezaket maskesini düşürdü; ABD gibi devler artık çıkarlarını korumak için "aleni zorbalık" yöntemine başvurmaktan çekinmiyor.

Kartların yeniden dağıtıldığı, dengelerin altüst olduğu bu yeni düzende Türkiye, sadece seyirci kalmak değil, oyun kurucu olmak istiyor.

Suriye’den Libya’ya, Katar’dan Sudan ve Somali’ye kadar uzanan geniÅŸ bir coÄŸrafyada alınan aksiyonlar, bu vizyonun bir parçası. Ancak Ankara’nın önünde, hedeflerine koÅŸmasını engelleyen devasa bir engel var: Kürt Meselesi.

Devlet aklı, artık şu gerçeği net bir şekilde görüyor: Yüz yılı aşkın süredir inkâr ve asimilasyon üzerine kurulu politikalarla gidilecek yolun sonuna gelindi.

Bölgesel bir güç olma hayali kurarken, kendi içinde enerjisini tüketen bir sorunla yaşamak sürdürülebilir değil. İşte bu farkındalık, bir dönem "terörle mücadele" parantezine sıkıştırılan meselenin, bugün siyasi muhataplık ve çözüm arayışına evrilmesini sağladı.

Ancak bu dönüşüm sanıldığı kadar kolay değil. On yıllardır bir "refleks" haline gelmiş güvenlikçi politikalardan kopmak, sadece bürokrasi için değil, toplum için de sancılı.

"Kürt, Kürdistan, Kürtçe" kelimelerini gördüğünde kırmızı görmüş boğaya dönen, hamasetle bilenmiş bir topluma; anayasal düzenlemeleri ve PKK ile uzlaşıyı anlatmak, deyim yerindeyse "deveye hendek atlatmaktan" daha zor.

Madalyonun diÄŸer yüzü de benzer bir sancı içinde. PKK silah bıraksa bile, devletin geçmiÅŸteki tutumu nedeniyle siyasi çözümün hayat bulacağına inanmayan, çözümün ancak silahlı mücadele ile mümkün olduÄŸunu savunan ciddi bir kitle var. Özellikle Rojava’daki geliÅŸmeler, bu "şüpheci" kanadın elini güçlendiriyor.

Fakat gerçekler rakamlarda ve yitip giden hayatlarımızda gizli. Tam 45 yıldır süren bir çatışma süreci var. Sonuç?

PKK bir karış toprak kazanabildi mi? Hayır.

Devlet, devasa ordusuna raÄŸmen örgütü tamamen bitirebildi mi? Hayır.

Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz tek şey; binlerce can kaybı, milyarlarca dolarlık ekonomik yıkım ve onarılamaz manevi yaralar. Bir 45 yıl daha savaşılsa, tablonun değişeceğini ummak sadece hayalperestlik olur.

Artık kuru hamasete kulaklarımızı tıkama vakti geldi. Çatışmadan beslenenlere, kandan siyasi rant devşirenlere prim vermemeliyiz. Önümüzde iki seçenek var: Ya yeni dünya düzeninde el ele verip güçlü bir aktör olarak duracağız ya da birbirimizi tüketerek tarihin tozlu sayfalarına gömüleceğiz.

Uzlaşmak, mağlubiyet/teslimiyet değil; karşılıklı adım atmaktır. Herkesin olduğu yerde çakılı kaldığı bir zeminde "barış" filizlenemez. Atılan adımları bir "taviz" veya "mağlubiyet" olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Karşılıklı olduğu sürece her adım, bu topraklara atılmış bir can suyudur.

Aklıselim, bu vatanı/ülkenin insanını seven/sevdiğini iddia eden herkesin bu süreci desteklemek boynunun borcudur.

Gelecek, çatışanların deÄŸil; barışma cesaretini gösterenlerin olacaktır.

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.