Abdulaziz Tantik: Krizler Çağında Bir Yöntem Arayışı
Yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreÄŸini bitirirken yaÅŸadığımız krizlerin anatomisi bir tarafa temel bir gerçeklik olarak yaÅŸadığımız krizler herkesin gözleri önünde yaÅŸanmaktadır. GerçekliÄŸin anatomik yapısının deÄŸiÅŸime uÄŸradığı zamanlarda yaÅŸamaya baÅŸladık. Bilginin olabildiÄŸinde kirlendiÄŸi ve öyle sunuma sürüldüğü bir dünyanın içinde var olmaktayız. Giderek kirlenen bir insanlık ve buna yönelik çözüm arayışlarını baÅŸtan engelleme gibi bir stratejinin varlığının duyumsandığı zamanlardayız…
Anlam ve ahlak krizinin vurgulanmadığı bir zemin kalmadı… Ahlakın deÄŸiÅŸime uÄŸradığı ve bunun sokakta karşılığını gördüğümüz zamanlardır bu zamanlar… Anlam ise zaten yokluÄŸa doÄŸru sürüklenmekte ve buna dair bir sesin açığa çıkışına izin verilmemesi için gereken her ÅŸey yapılmaktadır. Sosyal mühendislik faaliyeti üzerinden anlam, ahlak ve bilgi krizinin üstü örtülmekte ve insanlar düşünemesin diye TV, internet, sosyal medya aracılığı ile sipariÅŸ üzerinden gündem alabora edilmektedir.
Bilginin rasyonel zeminden post truth çağa sıçraması, kendi içinde göreliliği taşıdığı yetmiyor gibi, yöntemde de görelilik öne çıkarılmakta ve hakikat kendi bağlamı içinde flulaşarak yokluğa tevdi edilmektedir. İşte Güç iktidarının başladığı zemin burada açığa çıkmakta ve ABD yeni politik tutumu ile bunu pekiştirmektedir.
Yeni bir yönteme ihtiyaç olduğu bedihidir. Bu yöntemin kuşatıcı bir boyut taşıması ise elzemdir. Yani mevcut durumu kuşatacak ve elde var olan yöntemlerin eksik ve zaafları yanında güçlü yanlarını da dikkate alarak onları kuşatacak ve onlara bir istikamet/yön belirleyecek bir düzlemde inşa edilmesi şarttır.
Bu yöntemin en temel parametresi, parçacı yaklaşımı ve parçalı yöntemlerin dışında bütünsel bir bakışı ve yöntemi inşa edecek bir özelliğe sahip olmalıdır. O yüzden parça ve bütün tanımı ile parça bütün ilişkisinde parçadan bütüne yönelmeyi değil, bütün ve parçanın kendi bütünlüğü içinde tanımına ulaşması elzem olmaktadır. O yüzden güçlü bir soyutlama imkânını hayata geçirmelidir. Soyutlama, bütünlüğü doğru koordinatları ile tam bir tanım üzerinde ittifak oluşturma ve böylece bütünsellik üzerinden parçanın doğru değerinin açığa çıkarılmasını garanti altına almayı sağlamalıdır. Parçaların sağlıklı ve sahih bir tanımı, bütünselliğin işlevselliğini güçlendirecektir. Bu noktada son yıllarda Batıda da yapılan bütünsellik vurgusu dikkate alınmalı ve buna göre yeni çalışmalara başlanmalıdır.
Modern düşünce sonucu oluşmuş her yöntemin, kendi iç ve dış mantığı açısından tekabül ettiği gerçekliği dikkate alması zorunlu bir duruştur. Reddetme yerine onu yerli yerine konumlandırma arayışı hakikat ile doğru bir bağ kurma arayışında önemli bir merhaleyi aşmak anlamını taşır. Daha önceki makalelerimde sistem ve sistematik düşünme arasındaki farka gönderme yapmıştım. Yaşamın belirli bir parçasını dikkate alarak oluşturulmuş bir yöntemin parçacı bir özellik taşıdığı bedihidir. Onun parça olarak işlevselliğini dikkate almak ve parçanın bütünün yerine ikame edilmesinden dolayı oluşacak eksikliğin/zaafın giderilmesi içinde bir tefekkür hamlesine ihtiyaç vardır. Örneğin, tek başına tarih, tek başına siyaset, tek başına bilim veya tek başına sağlık, sosyoloji hayatın bütününü kuşatıcı bir özellik taşımaz. İktisat ve benzeri durumlarda aynı konumu ihtiva etmektedirler.
Meselenin özü şudur: içinde var olduğumuz dünya, parçacı yöntemlerin ağırlıklarını izhar ettikleri bir dünyadır. Bu dünyanın taşıdığı zaaflar aynı zamanda yöntemin taşıdığı zaaflara göndermedir. Parçacı yaklaşım ve parça üzerinden kuşatıcı bir bütünsellik kurma hayali hep zayiatla sonuç vermektedir. Bunu görerek yeni bir idrak üzerinden harekete geçmek asli bir konumu ihtiva etmelidir.
Öncelikle, parçanın bütünün yerine ikamesi yanlıştır. Parça, bütün içinde kendi anlamını bulduÄŸu zaman anlamını ve iÅŸlevselliÄŸini izhar edecektir. Hayatı salt bu dünya ile sınırlı tahayyül etmenin insanlık tarihi ile de uzlaÅŸmayan ve hatta ihanet sayılabilecek bir pozisyon ürettiÄŸini gözlememiz gerekir. Herhangi bir din, kültür ve düşünceyi salt mensupları tarafından yapılan hatalar üzerinden eleÅŸtiriye tabi kılmanın yanlışlığını ve insanlığı yokluÄŸa tevdi ettiÄŸini görmemiz ÅŸarttır. Hatalar üzerinden bir düşünceyi yok saymak yerine onun zaafının kendisinden mi yoksa uygulamada uygulayıcının zaafından mı oluÅŸtuÄŸunu öğrenmek asli bir sorumluluktur…
Böylece parça ile iliÅŸkimizde saÄŸlıklı bir yaklaşım geliÅŸtirme imkânı doÄŸar. Hayatı aldatma üzerine kurgulayarak ulaşılacak bir doÄŸru yoktur, olamaz da…
O zaman sağlıklı bir değerlendirme için doğru bilgi, doğru yöntem, doğru ilişki ve iletişim kurma ile doğru bir entelektüel zemine ihtiyaç olduğu açıktır. Bunu sağlayacak vasat ise bütünselliği kendisine dert edinmiş bir entelektüel havzadır. Yine bunu sağlayacak vasat din ve oradan üretilmiş yöntem ve düşünce zeminidir. Dini hayatın bir parçası saymak başlı başına hakikatten kopuştur. Din, hayatın bütününü kuşatan bir bilinç, duyarlılık ve idrak sunar. Din hem bu yaşamı ve hem de ölüm sonrası yaşamı kuşatan bir bakış sunmaktadır. Vahyin ilkeleri bütünselliğin kuşatıcı ilkeleridir. Buradan hareketle bütünselliği doğru olarak anlamak ve yöntemi bunun üzerine kurmak mümkün olacaktır.
Hayatın çok katmanlılığı yanında insanın çok katmanlılığını da dikkate alan ve bu dinamik yapıyı kuşatacak bakışın temel ilkelerini belirleyerek anlam krizini, ahlak krizini ve adalet krizini aşacak yeni bir bakışa ve yönteme ihtiyaç aşikârdır. Bunu sağlayacak vasat ise mevcudun temel dinamiklerinden arî/bağımsız bir bakış geliştirmek ve ona göre yeni bir bakışa ve yönteme ulaşma iradesine sahip olmaktır.
Güçlü bir özgüven ile hareket edecek ama asla kibir ve müstaÄŸniliÄŸe taÅŸmayacak bir özgüven… Modern bireyin benmerkezci tutumu kibri ve müstaÄŸniliÄŸi içinde taşımaktaydı. Artık bunun geride kalmasını saÄŸlamak ve tevazuu ile hareket edecek yeni bir insan profiline ulaÅŸmak ilk adım sayılmalıdır.
Krizleri, krizleri oluşturan şartları terk etmekle çözüme kavuşturabiliriz. Modern krizler, anlam, ahlak ve adalet krizini oluşturmaktadır. O yüzden modern bilgi ve türevlerini asli konumlarına irca eylemek ve bütünsellik bağlamında yeniden ele almak gibi bir sorumluluk entelektüel camiayı beklemektedir. Müslüman şahsiyet, entelektüel bir zemine sahip olma sorumluluğunu kuşanmak zorundadır. Bilginin, öğrenilen bir şey değil, ulaşılabilen bir şeye dönüşmüş olması başlı başına bir sorun alanıdır. O yüzden eğitimi, öğrenim ve terbiye üzerinden bir bütünlüğe taşımak elzem olmuştur.
Mesele sadece bilgi meselesi olmaktan çıkmış ve hayatın bütününü kuÅŸatacak bir düzeyde yozlaÅŸmaya ulaÅŸmıştır. O yüzden salt bilgi ile deÄŸil hayatın bütün katmanlarında yeni bir deÄŸiÅŸime olan ihtiyaç hâsıl olmuÅŸtur. Bu ihtiyacı giderecek imkân ise İslam dininin saÄŸlam ve sahih yapısında mündemiçtir. Bağımsız bir araÅŸtırma bunu ortaya koyma istidadına sahiptir. Yeter ki vicdan ve adalet duygusunu yeniden kazanarak bu araÅŸtırmayı ve çalışmayı ortaya koymaya yönelelim…
Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.