Sosyal Medya

İran'ı Anlama Metodu (1)



İran’la yatıp İran’la kalkıyoruz. Hangi kanalı açarsanız İran üzerine yapılan deÄŸerlendirmeler, İran üzerine yaÅŸanan tartışmalar ve İran üzerine yapılan konuÅŸmalarla karşılaşıyorsunuz. Sosyal medya ise İran uzmanlarından geçilmiyor. İç gündem ve dış gündem ayrımı yapmaya bile gerek duyulmuyor. Çünkü gündemimiz İran...

İran gündemimiz olmasına raÄŸmen, İran’a yönelik bir bakış usulümüz, İran’a karşı deÄŸerlendirme yöntemimiz, İran’a dair saÄŸlam bir bilgimiz de yok. Ya hamaset üzerinden duygusal bilgilerle, ya taassup gözlüğü ile oldukça sınırlı ve bir o kadar da ÅŸaşı bakıyoruz. Objektif bir deÄŸerlendirme, adil bir yaklaşım kuramıyoruz. Mevcut İran olaylarını deÄŸerlendirirken Batı kaynaklarıyla hareket ettiÄŸimizde karşımızdaki büyük sorunları ve deÄŸiÅŸmesi gereken noktaları görebiliriz. Emperyalist kaynaklarla deÄŸil de bağımsız deÄŸerlendirmeye çalıştığımızda ise yanıltıcı algıların ne kadar fazla olduÄŸunu fark edebiliriz. Taraf olarak baktığımız bir İran'da ise her ÅŸey toz pembe görünebilir.

Mevcut şartlarda, Batı'nın bize verdiği bilgiler doğrultusunda bir algı oluşturuyoruz. Zihin dünyamızdaki İran algısıyla şekillenen değerlendirmeler, bizi emperyalist siyasetlere daha da yaklaştırıyor. Emperyalist strateji de zaten budur.

İran’ın, bölge ülkeleriyle birlikte deÄŸerlendirilmesi gerekiyor. İran’ın bir İslam ülkesi olarak İslam ülkeleri içinde deÄŸerlendirilmesi daha doÄŸru olacaktır. Emperyalist-Siyonist algılarla bakıldığında, İran’ın hiç olmaması gerekir. Oysa asırlardır İran var. İran denilen coÄŸrafyada yaÅŸayan insanlar var. Ve bu coÄŸrafyayla bizim dil, din, kültür, tarih, ekonomi ve benzeri baÄŸlarımız var. Akrabalık baÄŸlarımız var. Bu baÄŸlantıların ışığında, İran'a yönelik yapılanları ve yaptırımları dikkate almadan İran'ı anlamamız mümkün deÄŸildir.

YaÅŸanan olayların ışığında, İran'a yönelik suçlayıcı deÄŸerlendirmeler giderek artıyor. Tek suçlu İran'mış gibi bir algı oluÅŸturuldu bile. İran'la bir araya gelmemek adına yoÄŸun bir çaba gösteriliyor. İran'ı anlamamak adına büyük bir direnç var. İyi de, ABD BaÅŸkanı tımarhane kaçkını Trump’un izlediÄŸi siyasetlerin, ABD’nin emperyalist siyasetlerinin, iÅŸgal rejimi İsrail’in hiç mi suçu yok? NATO denilen uluslararası terör örgütünün rolü ne kadardır? Onları deÄŸil de İran’ı konuÅŸuyoruz. Onların siyasetlerinin bölgeye yönelik etkilerini konuÅŸmuyoruz da İran'ı suçlu sandalyesine oturtuyoruz. ABD'nin emperyal siyasetleri, Trump’un müdahaleci siyasetleri, iÅŸgal rejiminin katliamları deÄŸil de İran'ı konuÅŸuyor olmak, görülmesi gerekenleri görmemizi engelliyor.

İran’ı ve İran’ın siyasetlerine bir bütün olarak bakıldığında, emperyalist medya zihnimizi körleÅŸtirerek bir tablo çıkarıyor. Suçu ve suçluyu kendileri istediÄŸi ÅŸekilde belirliyor. Ya da asıl suçlu gösterilmiyor.

Tabii ki, İran’ı da İran’ın siyasetlerini de konuÅŸmak ve deÄŸerlendirmek durumundayız. Yapılması gereken de budur. Olayları birbiriyle karıştırmadan yapılırsa sonuç daha saÄŸlıklı olur. Son İran olaylarını da bu eksende görmek gerekiyor. Olayları deÄŸerlendirirken, kendi inançlarımız, kendi ulusal çıkarlarımız, kendi dünya görüşümüz doÄŸrultusunda bakmaktan uzak, Atlantik ötesinden gelen bilgilerle deÄŸerlendirme yoluna gidiyoruz.

İran’ın bölgesel ve küresel siyasetleri, İran’ın komÅŸu ülkelere ve İslam ülkelerine bakışı nedir? Nasıldır? Bunları bir bütün olarak mı yoksa ayrı ayrı mı deÄŸerlendirmek gerekiyor?

İran’a nasıl bakmalıyız? Ya da İran’a bakmak gerekiyor mu?

"İran’a bakmak gerekiyor mu?" sorusuna kestirmeden cevap; hem kültürel, hem dini, hem sosyal, hem tarihi, hem askeri/güvenlik ve benzeri her alanda İran’a bakmak durumundayız. Bazı konularda bir bütün olarak, bazı konularda ise İran’ın izlediÄŸi siyasetler, hedeflediÄŸi stratejiler, savunduÄŸu ilkeler, ortaya koyduÄŸu uygulamalar üzerinden deÄŸerlendirmek gerekiyor. İran’sız bir İslam dünyası olmayacağı gibi, İran’sız bir bölge de olmayacaktır. "İran’a bakmak durumundayız" diyerek, "İran’a nasıl bakmalıyız?" sorusuna cevap arayalım.

Bazen sonuçtan sebebe gidilir, bazen sebepten sonuca gidilir. Son İran olaylarından baÅŸlayarak sonuçtan sebebe gitmenin daha makul olacağını düşünüyorum. Mevcut olayları anlamanın yolu da budur. Sonuçtan sebebe giderek İran’ı anlamaya çalışmak gerekir.

Önce Ekonomi

Olayların çıkış noktası ekonomi olarak görülüyor çünkü...

Kısa bir hatırlatma; 2025 yılının son haftasına girildiÄŸinde İran gündemi, Türkiye’nin olduÄŸu kadar dünyanın da gündemine oturdu. Tabii ki, Somaliland olayları, Yemen’de Suudi Arabistan-BAE gerilimi, Venezuela, Grönland olayları da gündemdeydi. Ancak yeterince dikkatimizi çekmedi. Ya da çekse bile İran’da yaÅŸananlar karşısında geri plana itildi. Oysa İran'daki geliÅŸmelerle doÄŸrudan baÄŸlantısı olan konular olduÄŸunu hatırlatarak, İran gündemine dönmek gerekiyor.

İran’da yaÅŸanan olaylar, son dönemlerde İran’da ekonomik ve finansal alanlardaki sorunlardan rahatsız olan halkın haklı tepkisi olarak baÅŸladı. Her protestonun düzlüğe çıkmayacağı anlayışı içinde, haklı gibi görünen protestolar, pusuda bekleyen ABD emperyalizmi ve Siyonist rejimin organizasyonuna dönüşen bir harekete büründü. ABD kışkırtmasına ve Siyonist rejim operasyonlarına dikkat etmeden, İran’daki halkın protestolarına odaklanmaya baÅŸladık. Oysa yapılan ve yaÅŸananların, ABD emperyalizminin ve Siyonist anlayışın modern taktikleri olduÄŸunu görmek durumundayız. ABD ve Siyonist rejim ortak operasyonuna dönüşen İran olayları, ekonomik ve haklı gerekçelerle baÅŸlamış olsa da, arka plandaki gerçek resmi görmemizi engellememeli.

Hareket ekonomik sorunlardan başladı. Doğru. Peki ekonomik sorunlar nelerdir ve nasıl bir süreçten geçerek bugüne geldi?

1979’dan 2000 yılına kadar İran’a yönelik ABD ve AB’nin doÄŸrudan yaptırım siyasetleri olmuÅŸtur. Bu yaptırımlar aÅŸamalı olarak geniÅŸletilmiÅŸtir. 2000'den 2010'a kadar ABD ve AB’nin öncülüğünde BM kontrolünde yaptırımlar uygulanmıştır. Bu süreçte ABD ve AB’nin ayrı ayrı yaptırım siyasetleri olsa da, BM üzerinden İran'a uygulanan yaptırımlar daha dikkat çekmiÅŸtir. 2010'dan baÅŸlayarak günümüze kadar gelen süreçte ise ABD ve AB, ekonomik yaptırımları daha kapsamlı ve etkili hale getirerek, ikinci ve üçüncü ülkeleri de içine alacak ÅŸekilde İran'a yaptırım siyaseti izledi. Yaptırımlar, ABD’nin doÄŸrudan uygulamaları, AB desteÄŸi, BM ve IAEA üzerinden yapılanlar ÅŸeklinde dört yönlü gerçekleÅŸti. ABD bu yaptırımların ağını ikinci ve üçüncü ülkeleri de içine alacak ÅŸekilde geniÅŸletti.

İran'a yönelik bu yaptırım kararları, ülke ekonomisinde her daim istikrarsızlık oluşturdu. Bu istikrarsızlıkları kendi yöntemleriyle aşma becerisi gösteren Tahran, her adımda yaptırımları bypass etme yollarını da geliştirdi. Her ne kadar yaptırımlar farklı yöntemlerle aşılmaya çalışılsa da ekonomideki istikrarsızlık ve döviz kuruna yönelik güvensizlik devam etti.

İran’ın, baÅŸta ABD olmak üzere birçok ülkede milyarlarca dolar parası var. Teknik olarak İran’ın parası, fakat İran bir kuruÅŸunu bile alıp kullanamıyor. Çin’den Rusya’ya, Japonya’dan Güney Kore’ye, Fransa’dan Almanya’ya, İngiltere’den İtalya’ya kadar Batılı ülkelerde milyarlarca dolarlık petrol alacakları var. ABD baskısı ve ekonomik yaptırımlar, bunları alıp kullanmasına engel oluyor. Irak, BAE, Katar, Suriye, Lübnan, Cezayir ve benzeri bölge ülkelerinde de yüklü miktarda alacakları var. Türkiye’den de alacağı var. Fakat Halk Bankası dosyası gibi dosyalar sebebiyle İran bu paraları alıp ülke ekonomisine kazandıramıyor.

Hatırlayan var mı? 1989 yılında Nijerya'da bombalanan Fransız uçağında ölenlerin ailelerine Kaddafi milyonlarca dolar tazminat ödemiÅŸti. 11 Eylül olayları sebebiyle Suudi Arabistan’a dava açılması saÄŸlanmıştı. İran'a gelindiÄŸinde ise, İran aleyhine açılan davalar sebebiyle ABD, İran’a ait dondurulan paraları tazminat adı altında dağıtma yoluna gitti. İran'a ait paralar, İran tarafından kullanılmaz hale getiriliyor. Aslında bu ataklar ekonomik olarak görülse de, siyasi, hukuki ve diplomatik baskıları da beraberinde getiren adımlar olarak görmek gerekiyor. Emperyalist anlayış, kendi terörizm tanımını kendisi yapıyor. Kendi insan hakları tanımını kendisi yapıyor. Kendi demokrasi, insan hakları, kadın hakları ve benzeri kavramlarla, kendilerinin belirlediÄŸi çerçeve ile İslam ülkelerini baskı altına alabiliyorlar. Ekonomik yaptırımların arka planında bu tanımların da var olduÄŸunu görmek gerekiyor. Kuralları kendileri belirliyor. Tanımları kendileri yapıyor. Sınırları kendi çiziyor.

Ekonomik krizin sebebi yaptırımlar olurken, protestocuları teşvik eden, tahrik edenler de onlar oluyor.

Tabii ki, kötü yönetim, yolsuzluk gibi etkenler de var. Bunların da konuşulması gerekiyor. Şimdilik büyük resimde görülenlere dikkat çekmek yeterli. Bir sonraki yazıda kötü yönetim ve yolsuzluklara da işaret ederiz.

M. Ali AKBULUT

 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.