Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Kıbrıs, sondaj ve Güney'de yeni denklemler

Pandemi nedeniyle sakin bir süreçten geçen Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinin 2022 yılı itibarıyla hız kazanması bekleniyor.



Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle görece sakin bir dönemden geçen Akdeniz’de son zamanlarda yaÅŸanan bir dizi geliÅŸme gözleri yeniden bölge jeopolitiÄŸine çevirdi

Libya’daki geliÅŸmeler, Ä°kinci KarabaÄŸ Savaşı, Ä°srail, Mısır ve Türkiye’nin dış politika söylemlerindeki karşılıklı yumuÅŸama, CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) ziyaretinin ardından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)-Yunanistan ikilisinin yanı sıra BirleÅŸmiÅŸ Milletler (BM) ve Avrupa BirliÄŸi’nin (AB) kimi yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar ve son olarak Tunus’ta meydana gelen darbe giriÅŸimi bir süredir sakin olan Akdeniz sularında yeni hareketlenmelerin yaÅŸanacağının iÅŸareti.

BilindiÄŸi üzere GKRY, Kıbrıs Adası’nın güneyinde, tek taraflı ilan ettiÄŸi sözde münhasır ekonomik bölgesindeki (MEB) parsellerde ABD’li Exxon Mobil ve Nobel, Fransız Total, Ä°talyan Eni, Güney Koreli Kogas, Katar Petroleum, Ä°ngiliz British Petroleum (BP) ve Ä°srailli Delek ve Avner gibi petrol ÅŸirketlerine arama, araÅŸtırma ve sondaj faaliyetleri için ruhsat vermiÅŸti. Buna karşılık Türkiye de hem kendi kıta sahanlığında hem de KKTC’nin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) ruhsat verdiÄŸi alanlarda, son yıllarda güçlendirdiÄŸi teknik ekibiyle araÅŸtırma ve sondaj faaliyetlerine baÅŸladı.

Bölgede deÄŸiÅŸen ittifaklar ve yeni aktörlerin sürece dahil olmasıyla zaman zaman yükselen tansiyon, Kovid-19 pandemisi nedeniyle yerini sakin bir ortama bıraktı. Nitekim pandemi kaynaklı ekonomik sıkıntılar nedeniyle geçtiÄŸimiz yıl GKRY’nin sözde MEB’inde yapılması planlanan beÅŸ sondaj çalışması için erteleme kararı alındı. Son günlerde ise Exxon Mobil’in faaliyetlerine yeniden baÅŸlamak için hazırlandığı haberleri medyaya yansıyor. DiÄŸer ÅŸirketlerin de sahadaki geliÅŸmelere paralel olarak çalışmalarına baÅŸlamaları durumunda, yaklaşık iki senelik bir aranın ardından Akdeniz’i yeni geliÅŸmelerin bekleyeceÄŸini tahmin etmek güç deÄŸil. Bölgede asıl arama ve sondaj faaliyetlerinin ise 2022 itibarıyla hız kazanması bekleniyor.

Ä°ki devletli çözüm: Ada’da eÅŸit statüde iki egemen aktör

Bu kapsamda CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan liderliÄŸindeki Türk heyetinin 19-20 Temmuz’da KKTC’ye gerçekleÅŸtirdiÄŸi ziyaret ve burada yaptıkları açıklamalar Kıbrıs meselesinin çözümünde KKTC’nin ve Türkiye’nin pozisyonunun bir kez daha vurgulanmış olması bakımından önemli. Zira son olarak 27-29 Nisan tarihlerinde Cenevre’de BM öncülüÄŸünde gerçekleÅŸen gayriresmi görüÅŸmelerde Rum tarafının uzlaşıdan uzak tutumu KKTC ve Türkiye’nin yeni çözümler için ısrarcı olması yönündeki haklılığını ortaya koymuÅŸtu. Rum tarafının hazırlıksız katıldığı konferansta yeterli ortak zeminin oluÅŸmaması nedeniyle görüÅŸmeler sonuçsuz kaldı, ancak Cenevre toplantısı, KKTC ve Türkiye’nin Ada’da kalıcı bir çözüm için önerdiÄŸi “iki devletli çözüm” modelinin resmi kayıtlara geçirilmesi bakımından bir fırsat oldu.

KKTC ve Türkiye, Ada’da yaklaşık yarım asırdır federalizm modeli kapsamında yapılan yüzlerce görüÅŸmenin her defasında sonuçsuz kaldığı gerekçesiyle, artık yeni modellerin masada olması gerektiÄŸi görüÅŸünü savunuyor. Nitekim Ada’da Ä°ngiliz sömürge döneminin ardından kurulan ve yalnızca üç yıl süren BirleÅŸik Kıbrıs Cumhuriyeti “macerası”, Rumların kendi siyasi hesaplaÅŸmaları ve bugün de olduÄŸu gibi maksimalist hedefleri nedeniyle sona ermiÅŸti. Aradan geçen yarım asırlık süreçte denenmiÅŸ ve baÅŸarılı olamamış bir planda ısrar etmek her ÅŸeyden öte rasyonel bir tutum deÄŸil. Dahası, Ada’da federal bir kültürün bulunmadığı da bir gerçek ve bu nedenle Rum tarafının bu yöndeki talepleri sahadaki realiteyle baÄŸdaÅŸmıyor. Rumların AB’yi arkalarına alarak atmaya çalıştıkları adımlar Ada’da adil, eÅŸit aktörlü bir barışın geliÅŸtirilmesine engel teÅŸkil ediyor. Öte yandan sürdürülebilir bir çözüm için iÅŸbirliÄŸi çaÄŸrılarını dile getirmeye ısrarla devam eden Türk tarafı ve Türkiye, bu baÄŸlamda tüm aktörlerin masada olacağı uluslararası bir Kıbrıs konferansının düzenlenmesi çaÄŸrısından da vazgeçmiÅŸ deÄŸil.

Bu kapsamda son dönemde bazı ülkelerin KKTC’yi resmen tanıyabileceÄŸine dair haberler de gündeme yansıdı. Özellikle Azerbaycan, Pakistan ve bazı Türk cumhuriyetlerinin KKTC ile diplomatik temaslara baÅŸlayabileceÄŸi konuÅŸuldu. CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan da bilhassa Azerbaycan’la bu konuda görüÅŸmelerin gerçekleÅŸtirildiÄŸini dile getirdi.

Esasında KKTC 1983’te bağımsızlığını ilan ettiÄŸinde, Türkiye’nin yanı sıra BangladeÅŸ ve Pakistan tarafından da tanınmıştı. Fakat iki ülke dış baskılar nedeniyle bu kararlarından vazgeçmek zorunda kaldılar. Benzer baskıların bugün de yaÅŸanabileceÄŸini tahmin etmek güç deÄŸil. Fakat bölgede deÄŸiÅŸen güç dengeleri ve Türkiye’nin aktif dış politika adımları göz önüne alındığında geçmiÅŸe kıyasla bu hususta farklı sonuçlar elde edilebileceÄŸini not etmek gerekiyor.

KKTC'nin tanınması

Burada uluslararası hukuk bakımından “tanınma” konusunda farklı teamüllerin bulunduÄŸunu ve siyaset bilimi açısından da oldukça tartışmalı bir mesele olduÄŸu göz ardı edilmemeli. Aslında uluslararası hukukta bir devletin tanınması için gerekli temel ÅŸartları (sınırları belli bir toprak parçası, halk ve egemen bir otoritenin varlığı gibi) fiili olarak yerine getiren KKTC’nin tanınmasında hukuki deÄŸil, siyasi engeller bulunuyor. Bunun en çarpıcı örneÄŸi çözüme en çok yaklaşılan dönem addedebileceÄŸimiz Annan Planı referandumu ve sonrasında yaÅŸananlar. Aradan geçen süre zarfında gerçekleÅŸtirilen görüÅŸmelerden bir netice çıkmamasının izahı da burada yatıyor. Benzer ÅŸekilde AB’nin referandum sonrası KKTC’ye verdiÄŸi sözleri tutmayıp GKRY’yi BirliÄŸe dahil etmesi de oldukça tartışmalı, siyasi saikle alınmış bir karar. Bu nedenle bu hususta uluslararası aktörlerle iÅŸbirliÄŸinin ve ittifakların önemine vurgu yapmak gerekiyor.

Öte yandan yarım asır sonra Türk tarafı Ada’da sorunun çözümü için paradigma deÄŸiÅŸikliÄŸine giderek yeni bir öneriyle masaya oturdu. Türk tarafının Cenevre’de sunduÄŸu çözüm önerisine baktığımızda [1], BM Güvenlik Konseyi’nde “iki tarafın eÅŸit uluslararası statüsünün ve egemen eÅŸitliÄŸinin güvence altına alındığı bir kararın kabul edilmesi için” BM Genel Sekreteri’ne inisiyatif alması çaÄŸrısında bulunuluyor. Ardından ise sonuç odaklı ve belli bir süreye dayalı müzakere önerisi sunuluyor ve “Müzakereler, iki bağımsız devlet arasında gelecekteki iliÅŸkilere, mülkiyet, güvenlik ve sınır düzenlemesinin yanı sıra AB ile iliÅŸkilere odaklanacak,” ibaresine yer veriliyor.

GörüldüÄŸü gibi burada eÅŸit statülü iki egemen aktöre vurgu yapılmakla birlikte KKTC’nin tek başına uluslararası tanınırlık için adımlar atması öncelenmiyor. Bilakis Ada’da kalıcı bir çözüm için -eÅŸit egemen statünün saÄŸlanması halinde- mülkiyet, sınırlar, ikili iliÅŸkiler gibi konularda müzakereler çözüm aracı olarak sunulmaya devam ediyor. Öte yandan Türk siyasilerin birçok kez dile getirdiÄŸi gibi, Kıbrıs müzakerelerinin Rumlar tarafından bir oyalama taktiÄŸi olarak kullanılmaya devam edilmesi durumunda Türk tarafı farklı adımlar atacağını masada göstermiÅŸ oldu. Bu kapsamda kurulduÄŸundan beri siyasi kurumları iÅŸler halde olan KKTC’nin tanınması baÄŸlamında ilk aÅŸamada atılacak adımlar arasında özellikle yaptırımların kaldırılması ve Tayvan örneÄŸinde olduÄŸu gibi spor müsabakaları, ticari faaliyetler gibi alanlarda engellerin aşılmaya çalışılması seçenekleri gündeme gelebilir.

MaraÅŸ’ın açılması

Kıbrıs’a iliÅŸkin son dönemde ses getiren bir diÄŸer geliÅŸme de KKTC’nin MaraÅŸ’ın yüzde 3,5’lik kısmında askeri bölge statüsünün kaldırılmasına iliÅŸkin alınan “MaraÅŸ açılımı” kararı oldu. Karara Rum tarafı ve destekçileri tepki gösterdi, ancak burada MaraÅŸ’ın Rum tarafına devredilmesini öngören Annan Planı’na ezici çoÄŸunlukla hayır oyu verenlerin de yine Rumlar olduÄŸunu hatırlatmak gerekiyor.

Bir dönem Kıbrıs’ın en canlı bölgelerinden olan MaraÅŸ’ın 46 yıl kapalı kalarak hayalet ÅŸehre dönmesinin Türk-Rum fark etmeksizin Ada halkına hiçbir faydasının olmadığının altını çizmek gerekiyor. Zaten MaraÅŸ’ın Demokrasi Caddesi ve sahil kısmının bir bölümü geçen yıl halka açılmış, Rum turistlerin yanı sıra çok sayıda yabancı turist de bölgeyi ziyaret etmiÅŸti. Öte yandan Rum tarafının iddialarının aksine KKTC, Rumların da MaraÅŸ’taki mülklerine dönebilmelerine imkân saÄŸlayacak bir süreç baÅŸlattı ve CumhurbaÅŸkanı Ersin Tatar baÅŸta olmak üzere en üst düzey yetkililer, özel mülkiyet haklarına hiçbir ÅŸekilde halel gelmeyeceÄŸinin garantisini vererek uluslararası hukuka uygun bir süreç gerçekleÅŸtirileceÄŸinin altını çizdiler. KKTC BaÅŸbakanı Ersan Saner de Taşınmaz Mal Komisyonu’na Kapalı MaraÅŸ’ın tamamı için 337, askeri bölge için de 36 mal sahibinin takas, tazminat veya iade koÅŸulları vasıtasıyla baÅŸvuruda bulunduÄŸunu açıklamıştı. Nitekim bu süreçte etkin rol alacak Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa Ä°nsan Hakları Mahkemesi (AÄ°HM) tarafından etkin bir iç hukuk mekanizması olarak tanınıyor. Türk tarafı bu hususta da her iki tarafın da kazanacağı, iÅŸbirliÄŸi temelli ve uluslararası hukuka paralel bir yaklaşım benimserken, GKRY maksimalist, yanlı ve hiçbir çözüme yanaÅŸmayan söylem ve tutumların peÅŸinden gitmeye devam ediyor.

Cumhurbaşkanlığı ve Meclis binalarının yenilenmesi

DiÄŸer taraftan CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan’ın KKTC’yi ziyareti sırasında duyurduÄŸu, Ada’da yeni bir CumhurbaÅŸkanlığı Külliyesi ve Parlamento binasının inÅŸa edileceÄŸi müjdesi esasında birçok açıdan ehemmiyet arz ediyor.

Zira Avrupa baÅŸta olmak üzere tüm dünyada devlet/ulus-devlet inÅŸa süreçlerinde parlamento, baÅŸkanlık, bakanlık gibi devlet binalarının, baÅŸkent ve büyük ÅŸehir planlamalarının önemi yadsınamaz. Modern toplumlarda kent yapısı ve mimari; ideoloji, toplumsal hareketler, kültür ve tarih baz alınarak inÅŸa edilmiÅŸtir. Nitekim Ä°ngilizler de Kraliyet sömürgesi addettikleri Ada’da ve bilhassa LefkoÅŸa’da mimari bir dönüÅŸüm projesiyle kendi düzenlerini tesis etmeye yönelik adımlar attılar. ÖrneÄŸin, mevcut BaÅŸkanlık Sarayı 1937’den 1960’a kadar Ä°ngiliz valilerine ev sahipliÄŸi yapmıştır. Dolayısıyla KKTC’de ihtiyaca kıyasla yetersiz kalan devlet/kamu binalarının, Kıbrıs Türklerinin talepleri baÄŸlamında, yeniden inÅŸa edilmesinde Türkiye’nin sunacağı katkı ve bu adımlardaki sembolik önemin göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Bölgesel geliÅŸmeler ve uluslararası aktörler

Tarih boyunca stratejik öneme sahip olan Akdeniz havzası son yıllarda hayli mühim geliÅŸmelere sahne oluyor. Bölgede bulunan hidrokarbon rezervleri ve enerji alanında yapılan anlaÅŸmalar Akdeniz’in güvenliÄŸini hayati bir mesele haline getirirken, Suriye iç savaşı, Lübnan’daki ekonomik kriz, Ä°srail-Filistin meselesi, Libya’daki çatışmalar ve son olarak Tunus’taki darbe giriÅŸimi bölgede baÅŸlıca istikrarsızlık unsurları olarak öne çıkıyor.

Orta DoÄŸu bölgesinin ve “terörizmle mücadelenin” ABD’nin dış politikasında birincil konu olmaktan çıkması ve küresel çapta yükselen Çin’in esas hedef olarak belirlenmesinin ardından bölgede yeni denklemlerin ortaya çıkmaya baÅŸladığı görülüyor. Bu kapsamda Akdeniz’de etkinliÄŸini artırmak isteyen aktörlerin başında ÅŸüphesiz 2015’te Suriye savaşına dahil olmasıyla nüfuz alanı elde eden Rusya geliyor. BaÅŸta NATO ve AB olmak üzere Batı’ya karşı stratejisinde farklı kulvarlarda yeni taktikler geliÅŸtiren Moskova, DoÄŸu Akdeniz’de de ekonomik ve jeopolitik avantajlar kolluyor. Dolayısıyla GKRY-Yunan ikilisinin ABD, Fransa ve diÄŸer Batılı ülkelerle yaptıkları ittifaklara karşı Rusya’yı, Türkiye ve KKTC’nin yer aldığı denklemde görmek olası.

DiÄŸer taraftan AB’nin ise bütüncül bir Kıbrıs politikası olduÄŸunu söylemek güç. ÖrneÄŸin, bölgede Lübnan’daki krizden fırsatlar yaratmaya ve etkinliÄŸini artırmaya çalışan Fransa, Kıbrıs’ta da GKRY’nin safında yer alırken; Rusya ile Kuzey Akım 2’de görüldüÄŸü gibi enerji alanında iÅŸbirlikleri geliÅŸtiren Almanya, DoÄŸu Akdeniz’de de diyalog ve iÅŸbirliÄŸinden yana olduÄŸunu birçok kez gösterdi.

Bütün bunların yanı sıra ABD’de Biden yönetiminin baÅŸa gelmesinin bir yansıması olarak bölgede diplomatik temasların hız kazandığı gözlemlemek mümkün. Özellikle son dönemde Mısır, Ä°srail ve Türkiye’nin dış politika söylemlerindeki yumuÅŸamanın DoÄŸu Akdeniz denklemine nasıl yansıyacağı merak konusu. Her ne kadar bahse konu aktörler GKRY ile dayanışma içerisinde hareket etseler de özellikle enerji transferi ve güvenliÄŸin tesisi bazında bölgede ciddi bir iÅŸbirliÄŸi potansiyeli mevcut. Burada son dönemde mülteci krizinden pandeminin yönetilmesine, savaÅŸların durdurulmasından çevre felaketlerine kadar birçok sınavda baÅŸarısız olan ve kifayeti sorgulanır hale gelen BM’nin ilgili kurumlarının çözümsüzlüÄŸün arkasında durmaktansa diyalog ve iÅŸ birliÄŸini teÅŸvik eden adımlar atması kritik önem taşıyor.

Kaynak: Anadolu Ajansı-Analiz

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.