Sosyal Medya

Makale

Kelime, Duygu/Düşünce ve Hakikat…

Kelimelerin yetersizliği, duyguların ifadesindeki yetersizliği belirliyor...

 

Kelimeler mi kifayetsiz, insan mı kelimelere yükleyeceği duygunun dengesini tutturamıyor, hala çözümlenmiş değil. Ama duygusal yoğunluklar karşısında kelimelerin taşıma kapasitesinin düşük olduğunu söylemek hakkaniyetli olma adına doğru bir tutum alış olur. Kelimelerle düşünür, kelimelerle yer, kelimelerle yatar ve kelimelerle kalkarsak kelimeleri bir üst anlama taşıma cehdine sahip oluruz. Bazen kelimeler, hayatımızın bizzat kendisi olur. Duyguların ifadesindeki zaafın tek suçlusu elbette ki kelimeler değil, bizzat insanın kendisi de duygularını yeterli düzeyde ifadede yetersiz kalabilir. İnsan, kendini tanıma cehdine girişmediği sürece kendisi üzerinde yeterli bir düşünce geliştiremez.

 

Duyguların karmaşıklığı ise düşüncenin olgunlaşmasına engel görevini izhar eder...

 

İstikamet ve niyet konusunda sürekli bir karmaşa yaşayan ve kafası sürekli karışık birinin olgun bir düşünceye sahip olması beklenemez. Duyguların karışıklığına meşruiyetin neliği üzerine kafa karışıklığı sebep olur. Çünkü neyin ne olduğu konusunda açık bir bakışa sahip olunmadığında her şey birbirine karışacağı için zihin de bittabi karışık olur. Vehim üzerinden oluşturulacak bir zihni yapının gönül ve akıl üzerine olumsuz etkisi kaçınılmaz olacaktır. O yüzden vehim yerine hayal ve hayal üzerinden hatırlamayı eksene alarak hem gönlü hem de aklı yatıştıracak bir pozisyon elde edilebilinir. Düşüncenin olgunlaşması hem bir vazıh tutuma hem de hikmetle yorumlamaya bağlıdır. Duygunun karmaşıklığı kelimelerin eksilmesine ve ifadenin yetersizliğine neden olur. Bu da doğal olarak düşüncenin oluşumuna ve olgunlaşmasına engel teşkil eder.

 

Durum üzerinden hareket etmek güncelin hapishanesine gönüllü yazılmaktır...

 

Olay ve durum üzerinden değerlendirme yapmak insanı kişilere taşır ki bu da aslında anlamayı hem sınırlayan hem de kısırlaştıran bir tutuma işaret eder. Güncel olan doğal olarak kendisini hem kişiler hem de bu kişilerin oluşturduğu olaylar üzerinden yorumlatır. Güncellik doğası gereği sınırlı ve eksik bir algıyı beraberinde taşır. Bu da güncel bakışı olumsuz etkiler ve bizi hakikatin o derin bakışından uzak tutar.

 

Kelimenin derinleşmesi için kişi ve olaydan bağımsız bir analize tabi tutulması ve onu derinlik kazanacak bir soyut zemine taşımayı öncelemek esastır. Soyut düşünme ve soyut analiz yapma aynı zamanda düşünme eylemini de hem genişleten hem de derinleştiren bir özellik sağlar. Bu da ancak öznel bir tecrübe üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu noktada da öznelliğin nesnel boyutunu doğru kavrama ve öznelliğin nesnel boyutunu dikkate alarak elde edilen bu tecrübenin kişiye kazandırdığı derinliği de dikkate sunmalıyız.

 

Kelimeler, tecrübe ile tefekkürü sağlayan zeminde Ağaca dönüşürler...

 

Bilgi ile öğrenme arasındaki temel farkın tecrübe ile ortaya çıkabileceğini söylemek bir mecburiyettir. Yani bilgiyi eyleme dönüştürecek olan şey bir şuur çerçevesinde tecrübe edinerek öğrenilebilir. Eğer kelimeler bir tefekkürü taşıyacak düzeye getirilmek isteniyorsa onu tecrübe ile güçlendirerek hazır hale getirmek şarttır. Öğrenilmeyen bir bilginin tefekküre konu edinilmesi ise sadece propaganda özelliği taşıyan bir zemini işaret eder. Bir fikri hamule, öznel bir tecrübenin nesnel bir zeminde inşa edilmesinden neşet eder. Bir söylemin gücü o söylemi taşıyacak fikrin oluşumunu sağlayan kelimelerin sahip olduğu öznelliğin nesnel bir zeminde kendini taşıyacak iç mantığa sahip olması ve belli bir tutarlılık zeminini korumasıdır. İşte tecrübe ile tefekkürü buluşturan zemin o fikrin bir ağaca dönüşerek meyve verecek bir konumunu istikrarlı şekilde sürdürebilecek bir düzeyi oluşturur.

 

Hayat bir kombinasyonlar bileşkesidir...

 

Hayatta fikirler gibi kelimelerden oluşmaktadır. Hayatın kelimeleri olay ve olgulardır. Ama her olay ve olgunun birbiri ile bağını hesaba katmalıyız. Dolayısı ile insicamlı bir meselemiz var. Ve hayatı parçalardan hareketle anlamaya çalışmamalıyız. Çünkü her parça kendi içinde bir tamlığı taşıdığı gibi başka parçalarla da bir tamlığa yönelecek bir oluşu içinde taşımaktadır. Tıpkı her kelime nasıl bir başka kelime ile bir oluş süreci yaşıyorsa olay ve olgularda böyledir: onlar, ilintili ve ilişkili bir boyutu içermektedirler. Kelimelerden kopuk bir hayatı anlamak imkânsız gibidir. Kelimeleri de hayattan kopuk olarak anlamlandıramayız zaten. Olgun düşünce, kelime ve olay arasındaki bağıntıyı tecrübe ile öğrenen kişiler aracılığı ile varlık sahasına çıkabilir. Tek tipçi bir yaklaşım, parçacı bakış ve totaliter tanım veya betimlemeler bizi hakikatten uzaklaştırır. Çoğulcu yaklaşım ve farklar üzerinden meseleyi değerlendirebilme istidadı düşüncenin olgunlaşmasına güç katacaktır…

 

Her şey bir nokta-i nazardan hareketle betimlenir, tanımlanır ve yorumlanır...

 

Her bakışın kendine has bir noktası vardır ve bu nokta üzerinden bir değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmenin vasatı o noktanın hem bakış ve hem de olay ya da fikir ile bağıntısı önem kazanır. Çünkü bir bakışı eleştirmenin temel özelliği o bakışı belirleyen noktanın eğriliği veya doğruluğudur. İster tasvir yapılsın, ister tanımlama yapılsın, ister yorum yapılsın; tasvir, tanım ve yorumu ancak hangi nokta üzerinden yaptığımıza göre bir değerlendirme yapılabilir. Ayrıca fikirlerin ortak özellikleri ile farklılıklarını sağlayan şeyde bu nokta-i nazardır. Görüşlerin farklılaşması ve bir çatışma zemini inşa etmesi de bu noktanın farklılığı ile alakalıdır. Bu nokta-i nazar aynı zamanda kişilerin görüşlerinin birbirine uzaklığını ve yakınlığını belirlediği gibi doğru bir anlayışla değerlendirilebilmesinin de imkânını oluşturur.

 

Daralma, sığamama ile ilişkili ise hakikatin habercisidir...

 

Kelimeler ya da düşünceler bazen insanı daraltır. Bu daralma eğer kelimenin ya da düşüncenin sığlığı ile ilişkili ise yetersizlikten kaynaklanan bir duruma işarettir. Çünkü geniş ufuklu olan birine dar ufuklu bir bakış yetersiz gelecektir. Bunu ancak genişleterek varlığına katılma imtiyazı tanır. Ama eğer daralma yetersizlikten değil de sığamama halinden meydana geliyorsa bu hakikat ile temasın sağladığı psikolojik vasatla ilişkisindendir. Çünkü insan hakikat üzere olmaya çalıştığında bir sığamama hali yaşar. Bu hal ise insana daralma olarak sirayet eder. Her halükarda bir yetersizlik vardır. Ama bu yetersizliğin biri taşıdığı zaaf ile ilişkili iken diğeri sığamama; mevcut durumun yetmemesi ile oluşur. Bu hakikatin kuşatılamaz oluşu ile de birebir bağımlı bir durumdur.

 

Yetersizlik bakışımızda mı yoksa taşıması gereken kelime veya duygu/düşünce dünyamızda mı? Bu önemli bir soru… Çünkü aracın amacı taşıması için gerekli olan şart tecrübe üzerinden amacı taşıyacak bir zemine irca edilmesini sağlamaktır. Amaç hakikati bilme ve tecrübe edinmektir. Araç, bu tecrübeyi ifadeye kavuşturacak bir dildir. Dili tecrübe ile genişleterek hakikat üzere olmanın imtiyazını elde edebilir ve hakikate uygun bir yaşamı tanıklık düzeyinde karakterimize dönüştürebiliriz…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');