Abdulaziz Tantik: Objektif Olmanın ve Diyalog Usulünün Önemi
Objektif olabilmek düşünce ve bilginin geliştirilmesi ve olgunlaştırılması bakımından temel şarttır. Doğru bir bakış, doğru bir düşünce ve hatta doğru bir yöntemin varlığı objektif olmanın şartına bağlıdır. Çünkü bir şeyin etkisi altındayken onu okumak ya da onunla bağ kurmak, çoğu zaman o konuya yönelik söyleyeceğimiz sözün değerini zayıflatır. Tam tersine, hem gelenekle hem de modern düşünceyle ilişki kurarken bağımsızlığımızı koruyabilirsek, daha sağlıklı bir değerlendirme yapma imkânı elde ederiz.
Objektif olmak, tam bir bağımsızlık içinde nelerin olup bittiÄŸi konusunda bir taraf olmadan hareket ederek taraf olacağı ÅŸeyi seçmek için doÄŸru bir hareket tarzıdır. Bu tarz sürekli deÄŸiÅŸkenlik göstererek karakteri zedeleyen tutumdan kurtulmayı da mümkün kılar…
Elbette bir Müslüman olarak temel ilkelerimizi muhafaza edeceğiz. Bu ilkeler bizim sabit referanslarımızdır. Ancak beşerî alanla, yani insanın ürettiği düşünce ve tecrübelerle ilişki kurarken, onların kendi tarihsel bağlamlarını da dikkate almamız gerekir. Bugün bu düşüncelerin hangi şartlarda ortaya çıktığını doğru tespit etmek, ardından bu birikimden elde edilecek ilkeleri günümüze nasıl uyarlayacağımızı bağımsız bir şekilde ifade edebilmek önemlidir. Bu yaklaşım, daha özgür ve daha sahici bir düşünce geliştirme imkânı sunar.
Bunun için de diyalog ve müzakere ilkeleri üzerinde ortak bir anlayışa sahip olmamız gerekir. Bir konuyu tartışırken hangi usullere riayet edeceğimizi bilmek, sağlıklı bir iletişimin temel şartıdır. Bu noktada birkaç temel ilke öne çıkar:
Birincisi, konuşan kişi ne konuştuğunun farkında olmalıdır. Ne söylediğini bilmeli ve sözünün sorumluluğunu taşımalıdır. Algılar ile hareket eden bir kişinin objektif olması beklenemez, kişiliği de sağlam bir zemine yaslanamaz! O yüzden ne söylediğini bilmek sağlam bir şahsiyetin ikamesi içinde temel bir duruşu işaret eder.
İkincisi, dinleyen kiÅŸi de karşısındaki insanın ne söylediÄŸini ve hangi gerekçelere dayanarak söylediÄŸini anlamaya çalışmalıdır. Dinlemeden, anlamadan yapılan bir tartışma saÄŸlıklı sonuç vermez. Muhatabı anlamadan salt kendi algılarından hareketle yapılan tartışmalar bugün bolca örneÄŸini gördüğümüz siyasal ve spor tartışmalarına benzemektedir. Oradan doÄŸru bir yaklaşım hâsıl etmenin imkânsızlığını her gün deneyimleyerek öğreniyoruz…
Üçüncüsü, bu süreçte hakaret etmemek, tahrik etmemek ve eleştiriyi usulüne uygun bir şekilde yapmak esastır. Eleştiri, karşı çıkmak anlamına gelmez; tam tersine, bir düşüncenin eksik kalan yönlerini tamamlamak ve meseleyi daha açık hale getirmek için bir araçtır.
Müzakerenin en temel özelliği de budur. Bir kişi bir görüş ortaya koyduğunda, o görüşün eksik ya da farklı yönleri varsa, diğerleri bu boşlukları doldurarak düşüncenin daha net ortaya çıkmasına katkı sağlar. Kolektif düşünme dediğimiz şeyin özü de aslında burada yatar. Hep birlikte bir meseleyi tartışırken, herkes farklı bir cepheden katkı sunar ve bu farklı bakış açıları bir araya geldiğinde daha bütüncül bir anlayış ortaya çıkar.
Aslında bu tür oturumlar ve müzakereler, birbirimizi daha iyi anlamak, tanımak ve değerlendirebilmek için önemli fırsatlar sunar. Düşünce ve duygusal zenginlik için gerekli şartları ihtiva eder.
Bu nedenle kendimizi tek bir bakış açısıyla sınırlamamak gerekir. Aynı zamanda başka görüşlere açık olmak, kendi düşüncemizi geliştirebilmenin en önemli şartlarından biridir. Bu özellikleri dikkate alan bir yaklaşım hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha sağlıklı bir düşünce ve iletişim zemini oluşturacaktır.
Müslüman entelektüel, önce içinde bulunduğu zihin dünyasının dışına çıkabilmeye cüret edebilmelidir ki arınmanın yollarına kavuşabilme umudu doğsun. Bir tepkimeye ihtiyaç vardır. Bir uzlete ihtiyaç vardır. Bu uzlet ise mevcudun dışına çıkarak gerçekleşebilecek bir olgudur.
Korkmadan dışarı çıkarak tepeden bakmaya başladığı zaman hakikat tezahür edecektir. Modern düşüncenin etkileşiminden ve tuzağından kurtulmadan Müslümanca bir bakış elde edilemez. İnsan bulunduğu mahallin üstüne çıktığı zaman ne olup bittiğini görme imkânı kazanır.
Eleştiri ancak tam bağımsız bir karakter üzerinden yapıldığı zaman anlamını bulur. Entelektüel tam bağımsız, hür ve vicdan sahibi olduğu kadar, ne söylediğini bilen ve söylenenin neye tekabül ettiğini anlayan olmalıdır.
Mümin entelektüel, bütün beklentilerini terk ederek salt ilahi rızayı eksene alarak tam bağımsız bir karakter sahibi olabilir. O zaman sözün haysiyeti iade edilir ve anlam söze irca edilir.
Emperyalist bir tutuma karşı çıkmayan entelektüel olamaz, mümin de olamaz… Ama taassuba varan ırk, kavim, meÅŸrep ve mezhep tutumundan kurtulmadan külli bir bakışa sahip olunamaz… Bu durum çatışmayı kaçınılmaz kıldığı gibi yönlendirilmeyi de mümkün kılar…
O yüzden bugün sahip olduÄŸumuz düşünce ile hesaplaÅŸmadan hakikat sahibi olmanın imkânsız olduÄŸunu görmemiz gerekiyor…
Abdülaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.