Sosyal Medya

Murat Sayımlar: Meselenin Gerçek Boyutu



Burada mesele artık yalnızca psikoloji, sosyoloji ya da davranış yönetimi deÄŸildir. Sorunun kökü, insanın varlıkla, hakikatle, Allah’la, ölümle, hesapla, emanetle ve kendi nefsiyle kurduÄŸu iliÅŸkinin mahiyetinde düğümlenir. Çünkü insanı; dış baskılar olmadan, musibetlerle sarsılmadan, zorlanmaya mecbur kalmadan, kalabalıkların sürükleyici etkisine ihtiyaç duymadan harekete geçirebilecek tek büyük güç; iç dünyasında oluÅŸmuÅŸ sahici iman, yakîn, idrak ve mesuliyet ÅŸuurudur. 

Tarih boyunca büyük inÅŸa hareketlerini baÅŸlatan insanlar, konfor kaybettikleri için deÄŸil; krizden korktukları ya da toplumsal baskıya boyun eÄŸdikleri için deÄŸil, hakikati sahici biçimde gördükleri için harekete geçmiÅŸlerdir. Bu yüzden asıl mesele “İnsan nasıl motive edilir?” sorusu deÄŸil; “İnsan hakikati nasıl gerçekten görür hale gelir?” sorusudur. Çünkü insan gerçekten görürse artık ertelemez, gevÅŸemez, mazeret üretmez ve sürekli dış tahriklere ihtiyaç duymaz.

Kur’an’ın insan tipleri arasında yaptığı en kritik ayrımlardan biri de budur. Bazı insanlar ancak musibetle uyanırlar; bazıları ise görerek, düşünerek, ibret alarak, vicdanla, marifetle ve derin idrakle uyanırlar. Asıl hedef, ikinci insan tipidir. Çünkü dış darbelerle deÄŸil, içeriden oluÅŸmuÅŸ bir bilinçle ayaÄŸa kalkan insan daha sahici, daha kalıcı ve daha istikrarlı bir dönüşüm üretir.

İnsanı harekete geçiren en güçlü ÅŸeyin bilgi deÄŸil, yakîn olması da buradan kaynaklanır. İnsanların çoÄŸu ölümü bilir, hesabı bilir, zulmün kötü olduÄŸunu bilir, iyiliÄŸin gerekli olduÄŸunu bilir; fakat bu bilgiler çoÄŸu zaman zihinsel veri seviyesinde kalır. Harekete geçiren ÅŸey ise yalnızca bilgi deÄŸil; hakikatin insanın iç dünyasında kesinleÅŸmesi, onun gerçeklik haline dönüşmesidir. Kur'an'daki “kesin bilgi”, “ayne’l-yakîn” ve “hakka’l-yakîn” vurguları bu yüzden son derece önemlidir. İnsan ölümün gerçekliÄŸini, Allah’ın huzuruna çıkacağını, yaptıklarından sorgulanacağını, hayatın bir emanet olduÄŸunu, mazlumun hakkını ve zamanın hesabını gerçekten hissetmeye baÅŸladığında davranışları deÄŸiÅŸir. Sorun, insanların çoÄŸunun inanıyor gibi yaÅŸaması; fakat hakikati gerçekten “gerçek” gibi yaÅŸamamasıdır.

İnsan çoÄŸu zaman inkâr ettiÄŸi için deÄŸil, gaflete düştüğü için çözülür. Gaflet; hakikatin unutulması, önceliklerin ters dönmesi, dünyanın büyümesi, ölümün uzaklaÅŸması, hesabın silikleÅŸmesi ve nefsin merkeze oturmasıdır. Bu nedenle hakiki irÅŸad gelenekleri yalnızca bilgi öğretmeye çalışmamış, aynı zamanda gafleti kırmayı hedeflemiÅŸtir. Ölüm ÅŸuuru, zaman ÅŸuuru, nimet ÅŸuuru, hesap ÅŸuuru, sorumluluk ÅŸuuru, fanilik, acziyet, emanet bilinci ve Allah’ın murakabesi bu yüzden insanı içeriden uyandıran temel unsurlar olmuÅŸtur. İnsan bunları sahici biçimde hissetmeye baÅŸladığında dışarıdan zorlanmadan hareket etmeye baÅŸlar.

İnsanı en çok bozan ÅŸeylerden biri de dünyanın gözünde ve gönlünde büyümesidir. Nefsin en büyük oyunu, geçici olanı büyük göstermektir. İnsan konforu, kariyeri, beÄŸenilmeyi, statüyü, tüketimi, eÄŸlenceyi ve günlük kaygıları büyüttükçe; ahiret, hesap, emanet, hakikat, kulluk ve insanlık sorumluluÄŸu küçülür. Bu yüzden Kur’an insanı sürekli tefekküre, ibrete, ölüm hatırlatmasına, geçmiÅŸ kavimlerin akıbetine, faniliÄŸe, hakikate, yaratılışa ve vicdana döndürür. Çünkü insan ancak dünyanın küçülmesi ve hakikatin büyümesiyle özgürleÅŸebilir.

Modern eÄŸitim ve kültür sistemlerinin en büyük eksikliklerinden biri de burada ortaya çıkar. Bugünün eÄŸitim düzeni çoÄŸu zaman bilgi yükler; fakat vicdan, merhamet, haÅŸyet, sorumluluk ve ahlaki ağırlık üretmez. Oysa insanı fedakârlığa taşıyan ÅŸey yalnızca mantık deÄŸildir. İnsan, sevdiÄŸi, kutsal gördüğü, derinden baÄŸlandığı ve kendisini ait hissettiÄŸi ÅŸey için bedel öder. Bu nedenle tefekkür, dua, ibadet, mücadele, infak, merhamet pratiÄŸi, yalnızlık, sessizlik ve Kur’an ile canlı iliÅŸki son derece önemlidir. Çünkü bunlar kalbi sertlikten çıkarır, vicdanı diri tutar ve insanı yeniden hakikate açar.

Güçlü inanç da sloganlarla, ezberlerle, kültürel aidiyetlerle ya da kuru bilgilerle oluşmaz. Gerçek inanç; tefekkürle, iç hesaplaşmayla, hakikatle temasla, samimiyetle, yaşayarak öğrenmeyle, mücadeleyle, fedakârlıkla, ibadetle, zikirle, ahlaki pratikle ve sahici örnekliklerle oluşur. Bu yüzden ilk nesiller yalnızca ders dinlemiyor; yaşadıkları hayatın içinde inançlarını ete kemiğe büründürüyorlardı. İnanç onların ilişkilerine, kararlarına, mücadelelerine ve fedakârlıklarına yansıyordu. Bugünün en büyük problemlerinden biri ise inancın hayatın merkezinden çekilip kültürel kimliğe dönüşmesidir.

Bu yüzden yaşayan örnekler her zaman en etkili yöntemlerden biri olmuştur. İnsanlar en çok sahici, tutarlı, fedakâr, ahlaklı, merhametli, kararlı ve samimi insanlardan etkilenirler. Gerçekten Allah için yaşayan, dünyayı küçültmüş, hakikati büyütmüş ve sorumluluk taşıyan bir insanın varlığı bile dönüştürücü olabilir. Çünkü hakikat yaşandığında ağırlık üretir. Tarihte mürşidlerin, âlimlerin, öncülerin ve fedakâr insanların bu kadar etkili olmasının sebebi de budur. İnsanları çoğu zaman sözlerinden önce halleri etkiledi.

İbadetin gerçek fonksiyonu yeniden anlaşılmadan da derin dönüşümler kolay kolay gerçekleÅŸmez. Bugün birçok insan ibadeti bir ritüel, bir alışkanlık ya da bir kimlik göstergesi gibi yaşıyor. Oysa ibadetin asli amacı insanı uyandırmak, gafleti kırmak, nefsi dizginlemek, Allah bilincini diri tutmak, iradeyi güçlendirmek ve sorumluluk üretmektir. Namaz zamanı Allah’a göre yaÅŸamayı öğretir. Oruç hazların esiri olmamayı öğretir. İnfak dünyayı küçültür. Zikir kalbi diri tutar. Tefekkür hakikati büyütür. İbadet yeniden hayatı dönüştüren bir bilinç sistemi haline gelmeden derin dönüşümler üretmek zordur.

Modern insanın ölümle kurduğu ilişkinin bozulması da bu çözülmenin merkezinde yer alır. Ölüm hayatın dışına itildikçe hesap zayıflamış, sorumluluk küçülmüş, haz büyümüş ve dünya merkeze yerleşmiştir. Oysa ölüm şuuru öncelikleri netleştirir, kibri küçültür, zamanı kıymetli hale getirir ve insanı hakikate döndürür. Tarih boyunca ciddi irfan gelenekleri ölümü diri tutmaya çalışmıştır. Çünkü ölüm unutulduğunda nefis büyür.

İnsanı dönüştüren en güçlü yollardan biri de mücadele ve fedakârlık pratiğidir. İnsan sadece okuyarak değişmez. İnsan, mücadele ederek, yük taşıyarak, gerçek sorun ve ihtiyaçlarla ilgilenerek ve fedakârlık yaparak dönüşür. Çünkü nefsi kıran en güçlü şeylerden biri, hakikat için yük taşımaktır. Bu yüzden hayatla ve hakikatle gerçek temas, insanlarla hak, adalet ve hikmet çerçevesinde temas, sorumluluk almak, iş birliği yapmak, örnek olmak ve emek vermek son derece dönüştürücüdür. Merhamet, yaşanmadan derinleşmez.

En sonunda mesele şuraya gelir: İnsanları gerçekten harekete geçirecek olan şey ne korku propagandasıdır ne sloganlar ne sürekli heyecan üretmeye çalışan hamasi çağrılar ne de dış baskıdır. Asıl dönüştürücü güç; hakikatin sahici idraki, Allah bilinci, hesap şuuru, ölüm şuuru, emanet bilinci, merhamet, güçlü anlam, sahici örneklik, nefis terbiyesi, ibadet şuuru, mücadele ve fedakârlık pratiği, yaşayan topluluklar, sürekli tefekkür ve gafleti kıran bir hayat düzenidir.

Ve nihayet bütün mesele, insanın gerçekten neyi “en gerçek” gördüğü meselesine dayanır. İnsan gerçekten neye inanıyorsa hayatını ona göre kurar. EÄŸer dünya gerçekten büyükse hayat ona göre yaÅŸanır. EÄŸer Allah, ahiret, hesap ve emanet gerçekten büyükse insan baÅŸka türlü yaÅŸamaya baÅŸlar. Bütün mücadele aslında insanın kalbinde neyin “en gerçek” hale geleceÄŸi mücadelesidir.

Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.