Sosyal Medya

Güncel

Affetmek Üzerine “Kendini Ve Başkalarını”

Gülçin ABACI Ege Üniversitesi / Psikolojik Danışman



Son yıllara kadar özellikle teoloji ve felsefe alanındaki bilim insanları tarafından ortaya konan düşünceler ve yapılan araştırmalar “affetmek” üzerine bizlere birçok bilgi sağlamıştır. Son yıllarda ise gelişim psikolojisi, sosyal psikoloji ve klinik psikoloji alanlarındaki bilim insanlarının yaptığı çalışmalar; affetmenin nedenleri, nasıl ve hangi koşullar altında oluştuğu, affetmeyle ilişkili değişkenler ve affetmenin sonuçları hakkında daha kapsamlı bilgiler ortaya koymuştur.
 
İnsan ilişkilerini düzenleyen ve kişiler arasındaki çatışmaları çözmeyi kolaylaştıran bir kavram olarak karşımıza çıkan affetmenin birçok tanımı bulunmaktadır. Tanımlardaki ortak nokta ise affetmenin genellikle kişinin kendi yaşantısındaki ve/veya kişilerarası ilişkilerdeki olumsuzluklar karşısında, öfke ve intikam duymaktan vazgeçmesi ve bunun yerine merhamet ve sevgiyi artıracak sağlıklı tepkiler geliştirmesi şeklindedir.
 
Affetme aynı zamanda kişilerin kendi hataları konusundaki farkındalığına karşın, benliklerini kabullenmeyi sağlayan içsel bir süreç olarak da tanımlanmaktadır. Affetmenin neden ortaya çıktığı ise farklı tanımlarla oldukça ilintilidir. Kişinin kendisini affetmesi yaptıklarından pişmanlık duymak, hatasını kabul etmek ve hatasından ders çıkarmak gibi nedenlerle ortaya çıkabilirken; başkalarını affetmek onlara karşı kin beslememek, başkalarına empatik anlayış ile yaklaşmak ve uzlaşmaya karar vermek gibi nedenlerden kaynaklanabilir.
 
Affetmenin nasıl gerçekleştiği ise farklı araştırmacılar tarafından çeşitli modeller ile açıklanmaktadır. Bu modellerden biri de Enright ve çalışma grubunun ortaya attığı dört evreden (ortaya çıkarma, karar, çalışma ve derinleştirme evreleri) oluşan süreç modelidir. İlk evrede, kişinin yaşadığı acının ve haksızlığın hayatını tehdit edip etmediği değerlendirilir. İkinci evrede kişi affetmenin ne olduğunu ve ne olmadığını düşünür. Üçüncü evrede, kişi zarar veren kişiyi yaptığı yanlışın ötesinde, bir insan olarak görmeye ve ona karşı merhamet duymaya başlar. Son evrede ise suçlu kişi hakkında geliştirilen içgörü, kişinin kendisi ile ilgili bazı soruları ortaya çıkarır. “Kişi kendisi de geçmişte başkaları tarafından affedilmek istemiş midir?” “Affedilmeyi nasıl deneyimlemiştir?” gibi soruların yanıtları aranır.
 
            Cinsiyet, dindarlık, fiziksel sağlık ve ruh sağlığı gibi değişkenler ve koşullar da “affetme”nin gerçekleşmesi ile ilişkilidir. İstatistiksel analizlere göre kadınlar erkeklerden daha çok affetme eğilimindedir. Ayrıca erkeklerin intikam duygularının daha yüksek düzeyde olduğu da bulunmuştur. Dindarlık değişkeninin incelendiği çalışmalarda ise ibadetlere katılma oranının affedici olmayı arttırdığı ve suçluluk duygusunu azalttığı bulunmuştur.
Kişinin kendisini ve başkalarını affedememesi ve öfkesini sürdürmesi durumunda ortaya çıkan fiziksel rahatsızlıklar ve ruh sağlığı bozuklukları da affetmenin etkililiğini ortaya koymaktadır. Yapılan bazı çalışmalar affedici olmanın yaşamdan alınan doyumu arttırdığını, hipertansiyonu, depresyonu ve kaygı bozukluğunu ise azalttığını göstermektedir.
 
Affetme kavramı, ikili ilişkilerde de çatışmalarla başa çıkabilme noktasında önemli görülmektedir. Affetmeyle birlikte çiftler arasındaki olumsuz duygular ortadan kalkmakta ya da en aza inmektedir.
 
Sonuç olarak affetmek zor ve uzun bir süreç olarak kişinin karşısına çıkar. Fakat kişi kendisini ve/veya karşısındakini affetmeyi başardığında hayattan aldığı zevk artar ve kişilerarası ilişkileri de olumlu yönde gelişir. Başkalarını affedebilmek için ise kişinin önce kendisini affetme yetisine sahip olması oldukça önem taşır. Bunun için ise yaşanılan olumsuz bir olay karşısındaki duygu ve düşünceleri tespit etmek, mevcut durumu kabullenmek ve hataların sorumluluğunu almak ile başlanabilir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.