Sosyal Medya

Makale

ÖCÜ AB

Bundan 27 yıl önce Dünya ve İslam dergisi Aliya İzzetbegoviç ile bir röportaj gerçekleştirir. Röportajı yapan kişi "batının içine düştüğü kriz" hakkında bir soru yöneltir. İzzetbegoviç ise hızlı teknolojinin beraberinde getirdiği ailenin tahribi, cezayı gerektiren suçlarda patlama, çevre kirliliği ve doğum oranlarındaki düşüş gibi vakıaların dışında batının içine düştüğü bir kriz olmadığını söyler. Böylesi bir cevap umulmadık olacak ki hemen başka bir soru sorulur.

Benzer tecrübeleri bugün de görmek mümkün değil midir? Yakın müslüman coğrafyada olduğu gibi Türkiye'de de batı, her akşam kafasına gulyabani maskesi geçiren, hakkında sayısız korkunç hikayelerin anlatıldığı orkların diyarıdır. Ama herkesin içten içe dile getirdiği birçok tezatlık vardır. Dünyanın en kaliteli eğitim kurumları Avrupa ve ABD kentlerindedir; teknolojik gelişmeler vasıtasıyla bu ülkelerde yaşam kalitesi ve süresi rekabet edilmez şekilde arttırılmıştır; yine aynı gelişmeler sayesinde tarım, sanayi ve enerji alanlarında en az girdiyle en çok performans elde edilir; şehirlerin tarihi dokusu çoğu kez korunur, imar ve iskan yasaları tabiata ve insan doğasına uyumlu şekilde ele alınır; İstanbul'un iki hafta sonra elektriksiz kalıp kalmayacağı bilinmezken Avrupa kentlerinin hem geleceği hem de kriz anlarını kapsayacak 50-100 yıllık enerji planlamaları vardır; Konya kadar arazisi olmayan gavur Hollanda avcum kadar toprağa bir ekip bin toplar ve dünyaya ihraç eder; faizler sıfır ve altındadır; enflasyonda istikrarsızlık ve dalgalanma yoktur; hem kamu hem de özel sektörde sendikal haklar sıkı sıkıya güvence altına alınmıştır; belediye ve devlet kurumlarında büyük yolsuzluk ve vurgunlar neredeyse yok denecek kadar azdır; insanların birçoğu yere çöp atmamak gibi basit bir davranıştan trafik kuralları ve diğer birçok sosyal yükümlülüğe kadar ödev ahlakını benimsemişlerdir; farklı toplumsal kesimler arasında nefret söylemleri çoğu kez bir devlet politikası olarak suç unsuru görülür; en zengin ile en fakir arasında gelir uçurumu yoktur, orta sınıf dominanttır; akademik ve ilmi konularda farklı kesimler ele aldıkları konuları bir tür aforizmaya dönüştürmez, çoğu kez zıt ilim adamlarını aynı karade görmek mümkündür; tasarruf topluma yayılmıştır, cebinizdeki 1 pound bile israf edilecek kadar önemsiz değildir; ilmin ve ilim adamının namusu vardır, ücretle tez yazmak, adam kayırmak ve intihalde bulunmak recm sebebidir... Daha da fazlası eklenebilir: yollar, parklar, şehirler nizamlı ve yemyeşildir...Çoğumuz için, itiraf etmesek de, böylesi bir coğrafya dünyadaki cennetin ta kendisidir.

Bu cümlelerin hemen ardından gelecek ifadeleri biliyorum. Batı aynı zamanda katil ve hırsız değil midir? Afrika'yı iliklerine kadar kim sömürmüştür? Cezayir'de yüzbinlerce insanı işkenceyle katleden binlerce kadına tecavüz eden Fransız askerler değil midir? Ya İtalya'nın Libya'da yaptıkları farklı mıdır? Afrika'nın petrol, kömür ve elmasları sömürülürken yerlileri açlığa ve mezhep, ırk ve meşrep ayrılığının sebep olduğu sonu gelmez kanlı savaşlara mahkum eden Avrupa değil midir? Irak, Suriye, Filistin, Çeçenistan, Bosna, Yemen daha nice müslüman beldelerin harap olmasının, doğal kaynaklarının sömürülmesinin ve insanlarının öldürülmesinin sorumlusu kimdir? Üstüne üstelik bu medeniyet sözcüleri kendilerinin sebep oldukları yıkımdan kaçıp hayatlarını kurtarmak isteyen göçmenlerden 3-5 tanesini dahi almamak için kıyametler kopartıp sınırlarına elektrikli teller örmemiş midir? Yunan sahil botlarının Suriyeli göçmenlerin botlarını denizin ortasına patlattıkları anı hepimiz görmedik mi? Ya 2014 yazında, doğu Akdenizden kalkan illegal bot ve gemilerin vurulmasına dair tasarı AB parlamentosunda paylaşılmamış mıydı? Özgürlük ve demokrasi sözcüleri, Mısır'da yapılan darbenin arkasında değil miydi? Daha fazlası olduğu konusunda hemfikiriz. Srebrenitca'da çocuk ve kadınların tutulduğu fabrikayı gezen herkes daha fazlasına sahiptir. Hollanda askerlerinin partiyle Sırplara teslim ettikleri boşnak kadın ve kızların kendilerini ağaç dallarına astıklarını yahut sadece bir günde binlerce boşnak erkeğin toplu şekilde katledildiğini görenler kuşkusuz daha fazlasına sahiptir. Rus ve ABD bombardımanlarıyla Suriye'nin baştan aşağı harap olmuş kentlerine Hezekiel'in Kudüs'e baktığı gibi bakanlar daha fazlasına sahiptirler. Bütün bunların müsebbibi batı değil midir?

Evet, bütün bunların müsebbibi kesinlikle batıdır. Fakat artık bir travmaya dönümüş ve sürekli hastalıklı davranışlara sebep olan bu duygu sarmalını bir kenara koymalıyız. İzzetbegoviç'in dediği gibi bize yapılanlarla sonsuza dek yaşayamayız, fakat onları asla unutmamalıyız, çünkü unutulan şey tekrar eder. Batıya ve batıdan olan her şeye yaşanmışlıklarımızla atfettiğimiz öcü ve tü kaka vasfı sağlıklı bir davranış belirtisi olmamalı. Aksini düşünsek de bu aynı zamanda batıya alternatif olmanın ve onunla rekabet etmenin bir yolu da değil. Aynı anda hem batı hayat standart ve yaşantısına imreniyor hem de yaşanmışlıklarımız nedeniyle batıdan nefret ediyoruz.

Yaşanmışlıklarımızın bir de diğer müsebbibine bakalım: kendimize. Söz gelimi batıda el edilen haklar ve sosyal güvenceler çok uzun ve çok büyük bedelleri olan bir sürecin sonucudur. Ya eğitim ve akademi? İçeriği kabul edilsin veya edilmesin batının üçyüz yıllık fikirsel gelişimi, ilmin namusunu savunan akademisyen ve filozofların eseridir.Sadece 150 yıl içerisinde ortaya koyulan modern İslam düşüncesi bile bu ilim adamlarının ortaya koyduğu paradigma ve içerik denkleminden bağımsız olamayacak kadar bir yan ürünü ifade eder, hatta sağlıklı olmak yerine bir tür refleksin sonucudur. Batının tarih ve ilerleme anlayışı toplumsal ve ekonomik verilerle gerekçelendirilip öngörülür. Bu yüzden batılı devletlerin büyük savaş ve mücadelelerinin neticesi bugün ortak çıkar ve ortak hukuk düzleminde ideal ve müreffeh bir birliğin simgesi Avrupa Birliğidir. I.Dünya Savaşı'nın bir tür tepkimesi olan Nazi ırkçılığını ve II.Dünya savaşını bir tarafa koyarsak ulusçuluk tecrübesi, 200 yıldır Avrupalı devletleri diğer ülkelere karşı rekabet edilemez çıkar ve değer ortaklığına sürüklemiştir. Ulusa dair her şey, ulusal sınırlar, ulusal bayrak, ulusal marş, ulusal kültür vb. hızla çeşitlenip değişen devletler arası ekonomik ve toplumsal farklılaşmanın doğal bir neticesi olarak görülmüştür. Peki neden bugün lanetlenen ve tüm kötülüklerin anası görülen ulusçuluk İslam coğrafyasında aynı tecrübeye sebep olmamıştır. Çünkü aynı koşulların olgunlaşması beklenmeden böylesi modern yargıları ithal bir kültür unsuru olarak benimsemiş fakat daha da kötüsü alternatif önerisi bu yabancı tecrübenin gerekçelendirilmemiş aforizmasından ibaret kalmıştır. Osmanlı neden dağıldı veya İslam dünyasının içinde bulunduğu bu durumun sebebi ne sorularına verilen cevaplar, Bilim Çocuk dergisine yazan konuk çocuk yazar seviyesindedir. Çünkü sultanlar artık çok müsrif olmuştu, II. Mahmut gavur elbisesi giymişti, Abdulmecid Avrupa özentisiydi, müslümanlar artık Kuran meali okumuyorlardı gibi cevapların arasından aslında dünyayı yöneten birkaç siyonist deccal ulusçuluk diye bir belayı İslam dünyasını yıkmak için üretti cevabı en çok dillendirilenidir. Sebep nedir sonuç nedir, dünün ve bugünün tarihsel gerçeklikleri arasındaki ilişki nedir diye bir şey yok.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.