Sosyal Medya

Makale

Çarpık Din Anlayışları

İnsanın kıldığı namaz da tuttuğu oruç da elbette çok önemli. Her şeyden önce Allah’ın emri. Fakat menâsik denilen bu ibadetlerin hepsi özellikle dikey anlamda kişisel disiplin ve yükselmeyle ilgili.

Hâlbuki komşusuna iyi davranmak, trafikte hak/hukuk tanımak, çekini senedini zamanında ödemek, yatay anlamda diğer insanlarla ilişkilerini tanımlıyor. Sonunda dikey açıda elde edilen kazanımların hemen hepsi yine yatay ilişkilerin inşasında kullanılıyor. İyi bir insan olunca toplumda huzur ve barış temin ediliyor. Namazın aşırılıklardan alıkoyması, orucun kişisel olgunlaşmaya faydası, haccın ümmet bilinci kazanmaktaki katkısı gibi pek çok fayda yine kişinin çevresiyle uyumuna katkı sağlıyor.

İnsanın Rabb’ine ne kadar yakın olduğunu bilmenin imkânı yok. Buna takva deniyor. Ve bu nedenle üstünlük iddiasında da bulunamıyor. Ancak hemcinsleriyle ilişkisini tanımlamak, çok kolay. Bu da onu iyi ya da kötü biri yapıyor.

Nihayet takva, kişinin kendisine ve başkalarına zarar vermekten sakınması anlamına geliyor. Öyleyse insanın dikey anlamda yükselmesini ihmal etmeden asıl önem vermesi gereken yatay ilişkileri değil mi? Fuhşiyattan alıkoymayan bir namazın kime ne faydası var! İnsanın doğru ve dürüst biri olması, başkalarına nasıl davrandığıyla ilgili değil mi?

O hâlde insanın Allah’a yaklaşmak için yapılan kulluk edimlerinin neredeyse tamamı insanlığa fayda vermek üzere planlandığını fark etmesi gerekiyor. Zira bütün ibadetlerin amacı kişiyi bir şekilde sorumluluk sahibi yapmayı amaçlamıyor mu?

Gerçek Hayattan Kesitler

Örnek I
Kafeteryadan içeri girdi. Oturduğum masaya yaklaştı. Selam verdi. Aldım. Sonra masanın başında daha oturmadan garsona yönelerek kendisine yemek sipariş etti. Oturdu. Hoşbeş ettik. Yemeği geldi. Bana “Hocam, buyur beraber yiyelim.” dedi. Ben tok olduğumu söyleyip teşekkür ettim.

Yemeğini bitirdikten biraz sonra yanımıza oturan ortak arkadaşımıza tavla oynamayı teklif etti. O da kabul edince oynamaya başladılar. Yaklaşık on dakika sonra ezan okunmaya başladı. Birden tavlayı bıraktı ve ezanı dinlemeye koyuldu. Ezan bitince oyuna devam etti.

Tavla oynarken ezan okunduğunda ara vermesi dini hassasiyetinden kaynaklanan bu arkadaşın yemeği çevresindekilere teklif etmeden sadece kendisine sipariş etmesi nasıl izah edilebilir? İlk yaptığı ayıp ikinci hassasiyetinden çok daha vahim sonuçlar doğurmayacak mı? Ya da din, bu iki konudan hangisinde ona sorumluluk yüklüyor olabilir?

Örnek II
Sürekli herkese laf sokuyor, asla muhatabının ne düşünebileceğini aklına getirmiyor. Empati yeteneği neredeyse sıfır. Ama namazlarını hiç aksatmadan gayet düzgün kılıyor.

Bu namazın onu yaptığı kırıcı davranışlardan alıkoyması gerekmez miydi?

Örnek III
On bir katlı bir apartmanın en üst katında oturuyor. Her gün camdan halı veya örtü silkeliyor. Elektrik süpürgesinin ne işe yaradığını ve bu kadar yüksek bir binadan bir şey silkelediğinde alt komşularına zarar verebileceğini düşünemiyor. Ama başörtüsünü saçısının kılı dahi görünmeyecek şekilde özenle örtüyor. Sürekli düzeltiyor.

Örnek IV
Trafikte hak hukuk tanıdığı yok. Emniyet şeridini babasının yolu gibi kullanıyor. Makas atmak, korna çalmak ve yer kapmak konusunda uzman. Fakat Amerika’nın malı diye kola içmiyor. Şüpheli diye midye yemiyor.

Örnek V
Bir etek almak için on dükkân gezer. Çantası ve ayakkabısının uyumu için harcadığı emeğin haddi hesabını tutamazsınız. Ama söz konusu Kur’an’ı anlamak ve yaşamak olduğunda bunu gözünde büyütür ve hakikatle karşılaşmasını erteler de erteler.

Örnek VI
İş yerinin bilgisayarında onlarca tabloyla boğuşur. Finans, reklam, satış, maliyet ve pazarlama hesaplamalarında kılı kırk yarar. Deveye hendek atlatır. Fakat mesele din, inanç, ayet ve hadislere gelince birden o akıllı insan gider yerine saf ve ahmak bir tip gelir. Hurafe, hikâye, masal ne varsa hepsine takılır. Sorgulamaz. İnanmakla akletmek arasında sıkışıp kalmamak için aklını tatile çıkarır. Böylece yaptığı veya yapmayı planladığı haksızlıklara da meşruiyet kazanır.

Örnek VII
İhracat yaparken çektiği çilenin haddi hesabı yoktur. Sipariş veren firmanın isteklerini gerçekleştirmek anasını ağlatır. Reklamasyon yememek için kırk takla atar. İyi paralar kazanır ve bir hayli infak eder. Ancak infak ederken plan yapmaz. Geleni geri çevirmez. Ama yaptığı iyilikler beş para etmez. Çünkü nereye varacağını bilmez. İşinde olduğu gibi sonuç almayı gözlemez. O daha çok, kendisini tatmin eder. Ve muhtemel günahlarının affı için âdeta bonus toplar.

Kazanırken plan yapıyor. Harcarken öyle. Tatil için gösterdiği fedakârlık gerçekten kayda değer. Aynı kişi söz konusu din olduğunda annesinden-babasından gördükleriyle yetiniyor. Anneannesinin hurafelerini din edinmiş, dedesinin dindarlığını anlatıp duruyor.

Örnek VIII
On kadın kendi aralarında bir yardım derneği kurar. Güzel ve ciddi pek çok faaliyet gösterirler. Afrika’da su kuyusu açmaktan, Ramazan’da yetim giydirmeye, yoksul aileleri ziyaret edip birlikte iftar açmaktan, yetim çocukları eğlendirmeye varıncaya kadar bir dizi yardım gerçekleştirirler.

Bu arada içlerinden birinin kocasının işleri kötü gider. Ve çok kötü bir şekilde iflas eder. Nerdeyse evine ekmek götüremeyecek duruma gelir. Bu hanımların hiç biri bu konuya el atmaz. Birlikte hareket ettikleri bayanın ailesine birkaç market alışverişi dışında yardım etmeyi düşünmezler.

Yanı başındaki insanı görmeden gözünü uzaklara dikmek garip bir psikolojidir. Bu davranışın sebebi; benzer bir duruma düşmek korkusu mu, rekabet etmekten kaçınma duygusu mu, yoksa sadece tatmin ya da meşgul olmak hususu mudur, nedir bilinmez?

Örnek IX
Karısını döven hatta öldüren, tiner koklayarak kaldırımlara serilen, sözünü tutmayan insanların cirit attığı, ticari ahlakın giderek kaybolduğu ve çocuk istismarının ayyuka çıktığı bir ortamda o hâlâ cariyelerden, hafızlıktan, gayba dair kimsenin bilemeyeceği konulardan anlatmaya devam eder.

Akdeniz’de dört yüz mültecinin denizde bekletildiği bir ortamda Allah’ın neden razı olacağını bulamaz. Kendi dünyasından bir türlü çıkamaz. Namazda ayakların ne kadar açık olacağından bahsedip durur. Açık kollu gömlekle camiye gelmenin mekruhluğundan dem vurur.

Örnek X
Çocuğunu özel bir okula yazdırmış. Marka ayakkabılar alıyor. Eğitimin para kazanıp kariyer yapmak olduğuna inanıyor. Evladında merhamet, kadirşinaslık, diğerkâmlık var mı sorduğu yok. Mezardan geçerken teybi kapatmayı, kandil gecelerinde simit dağıtmayı ve Cuma günleri tebrik mesajları yollamayı dinin emri addetmiş.

Alacağına arslan, vereceğine kuzu olmuş. Her gün Allah’ın karşısında seccade serdiği hâlde asgari ücretle işçi istihdam etmeyi başarı kabul etmiş. Çalıştırdığı insanların mutlu olup olmadığına aldırmıyor. Ama Ramazan da kumanya dağıtmayı da ihmal etmiyor.

Örnek XI
Elliden fazla dairesi var. Âdeta bir gökdelen. Komşular, mukabele okumak konusunda bir hayli maharetli. Her sene özellikle Ramazan’da hatim üstüne hatim indiriyorlar. Yönetici kandillerde simit dağıtıyor. Asansöre bir erkekle yalnız binmiyorlar. Namuslarına son derece düşkünler ve şüphesiz bu hassasiyetleri alkışlanacak düzeyde.

Fakat

Park yerinde işaretli çizgilere dikkat etmiyorlar. Elinde torba taşıyan ihtiyarlara destek olmuyorlar. Asansörde sigara içeni de var. Çöpünü yere atan da. Dahası evde kavga sesleri duyduklarında asla kapıyı açmıyorlar. Hastaya çorba götüren, yaşlıya ilgi gösteren yok. Herkes en fazla bir, bilemedin iki komşu edinmiş. Bunu da kerhen sürdürüyor. Selam vermekte zorlanıyor ve asla tebessüm etmiyorlar.

Analiz
Elbette bütün insanları Allah yaratmıştır. İçlerine doğru yolu bulmalarına yetecek kadar da donanım eklemiştir. Fakat bunlar nereden bilgi alıyor ve nasıl eğitiliyorsa ortaya çıkan bu tablodan mutlaka Rabb’i tenzih etmek gerekir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.